Αναζήτηση αυτού του ιστολογίου

Τρίτη 10 Φεβρουαρίου 2009

AZİZ VASİLİOS - Άγιος Βασίλειος

BÜYÜK AZİZ VASİLİOS

Kapadaokya’nın Kayseri şehrinde zengin ve Tanrı korkusu ile yaşayan bir çift vardı. Bunlar Vasilios ve onun eşi Emmelia idi. Vasilios papaz idi. Bu çiftin beş çocuğu vardı ve çocuklarını Tanrı yolunda büyütmekte idiler. Ve bu yüzden bu aile kutsal sayılmaktaydı. Böylece en büyük erkek çocukları Petros daha sonraları Sevastias bölgesine Piskopos kardeşi Vasilios ise Kayserinin başpiskoposu oldu. Naftkratis Tanrı’ya bağlı bir insandı, Grigorios Nissis bölgesinin piskoposu ve en küçük kızkardeşleri Monika kendini Tanrı’ya adayarak rahibe oldu. Ancak ne varki Vasilios Tanrı’ya bağlılığı ve O’nun yolunda doğru şekilde ilerleyişi ile günahlardan sıyrıldı ve diğer kardeşlerinden ruhsal ve manevi açıdan daha üst seviyelere ulaştı.
Vasilios daha küçük yaşlardan ne kadar zeki bir çocuk olduğunu gösterdi ve böylece biraz büyüdükten sonra Atina’ya Edebiyat, Dil bilgisi ve sözcülük okumaya gitti. Aynı zamanda matemetik, mantık ve huhuk dersleri alıp diğer bir yandanda astroloji ve tıp dalında olağanüstü bir başarı gösterdi. Grigorio Nazianzino ve daha sonrada İuliano Paravati ile okudu ve İuliano ile çok yakın dost oldu. Bütün bu okuduklarına rağmen Vasilios dinde okumak istiyordu. Ve bu yüzden Mısır ve Suriye’ye gitti. O bölgelerde rahipligin ne olduğunu öğrendi ve böylece memleketine döndüğü zaman rahip oldu. Bu olaydan tam beş sene sonra Kayseri piskoposu Evsevios tarfından önce Diakoz daha sonrada Papaz ilan edildi.
Bir zamanlar İulianos İran’lılara karşı savaşa gitmeden önce Kayseri’ye geldi ve Vasilios’a şöyle dedi :
- İran’dan galip döner dönmez benim tanrılarımı küçük düşüren hristiyanları tamamen yok edeceğim.
Bunun üzerine Vasilios halkı toplayarak onlara ellerinde ne kadar degerli eşya varsahepsini bir araya toplamalarını ve kimseye bir kötülük gelmemesi için onları İulianosa vermelerini tembih etti. Daha sonra halka üç gün pehriz tutmasını ve dahada sonra kiliseye gidip Tanrı’ya onları kötü kraldan koruması için dua etmelerini söyledi. Ve gerçektende halkın dua ettiği bir sırada Meryem ana Vasilios’a görünerek korkmamasını ve kralın Tanrı tarafından cezalandırılacağı haberini müjdeledi. Ve aynı gece mucizevi bir şekilde İulianos Paravatis savaşta vefat etti.
Bunun üzerine bölgede yaşayan Hristiyan alemi paralarını ve değerli eşyalarını geri almamaya karar verdi ve onlarla onları zalim kraldan kurtaran Tanrı’ya teşekkür etmek için hastahane ve benzeri binalar inşa etmeye karar verdiler. Bu olaydan yaklaşık olarak bir sene sonra tahta Ualis adında biri geldi. Ualis Arios tarikatının taraftarı idi. O zamanlarda da Kayseri piskoposu Evsevios vefat etti ve bunun üzerine bölgenin tüm piskoposları Vasilios’u kendilerine yeni lider olarak seçtiler. Vasilios gerçektende çok büyük bir iştah ile çalıştı. Hristiyanların yardımı ile bölgeye krallığını kurdu ve bunun dışında herkesin ihtiyacına göre bölgede yetimhaneler, fakirhaneler ve yaşlıhaneler kurdu. Böylece bölgede yaşayan hristiyanlar onun gibi olabilmek ve Tanrı’nın yolunda doğru ilerleyebilmek için hep birlikte düzen, sevgi, birlik ve barış içerisinde yaşadılar.
Yeni kral Ualis tahta gelir gelmez Kapadokya bölgesini yeni ve eski isimleriyle ikiye ayırdı. Bu durum karşısında Vasilios teslim almış olduğu görevi sadece Kayseri bölesinde sürdürmek zorunda kaldı. Ve böylece bir çok piskopos Ualis’in baskısı altında kalarak onun tarikatını kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak Vasilios kralın tüm baskılarına karşı dininden vaz geçmek istemiyordu. Bu Ualis taraftarları tarafından tarikatları açısından büyük bir tehlike olarak görüldü ve böylece Vasilios’un şehirden kovulmasına yani sürgün edilmesine karar verildi. Vasilios bu karara saygı göstererek şehirden ayrılmak için hazırlanmaya başladı. Ancak o akşam kralın oğlu yüksek ateşten ölüm tehlikesi geçirmekteydi. Bunun üzerine Vasilios’u kralın oğlunu tedavi etmesi için davet ettiler. Vasilios onlara şu cevabı verdi :
- Eğer çocuk Ortodoks din adamları tarafından vaftiz edilirse iyi olacak.
Ancak onlar Vasilios’u dinlemeyip kendi din adamlarına vaftiz ettirmek istediler ve böylece çocuk vaftiz edildikten sonra vefat etti.
Bir gün İznik bölgesindeki bir kiliseye askerler girerek içerideki tüm inananları dışarı çıkarttılar. Bunu yapmaktaki amaçları kiliseyi ele geçirmekti. Bunun üzerine Vasilios hemen kralın yanına giderek neden haksız yere ortodoks kilisesini kendi tarikatından olanlara verdiğini sordu. Bunun üzerine kral utanarak Vasilios’tan bir çare bulmasını rica etti. Bunun üzerine Vasilios İznik bölgesine giderek orada bulunan Ortodoksları ve Arion tarikatı taraftarlarını bir araya toplayarak onlara şunları söyledi :
- Kilisenin kapılarını kilitleyelim ve dua edelim. Her kimin duası ile kapılar açılırsa o kiliseyi alsın.
Bunun üzerine Arion dini inananları üç gün boyunca dua ettiler ancak kapıyı bür türlü açmayı başaramadılar. Hristiyanlar ise bir gece boyunca dua ettiler ve sabaha karşı Vasilios kilisenin kapısına doğru haç işaretini yaptı ve kapı mucizevi bir şekilde kendiliğinden açıldı. Bunun üzerine bir çok Arion tarikatı taraftarı utanarak oradan uzaklaştılar ve bir çoğu ise Hristiyan oldular. Büyük Aziz Vasilios kendi sağlığına ve dış görünüşüne önem vermeden yaşayan bir insandı. Neredeyse kendine hiç dikkat etmiyordu. Çok sık pehriz tutar saatlerce dua ederdi. İnsanlık namına bir çok iş yapmıştı Vasilios hayatı boyunca. Hatta Meryem anamızın yol göstermesi ile kilisemizin ayinini yazdı. Halkı için çalıştığı bu on senenin sonunda Vasilios ağır bir hastalığa yakalandı ve bünyesininde zayıf olması nedeni ile de her geçen zamanda durumu daha da ağırlaşıyordu. Bu hastalığa yakalandığı zaman Vasilios elli yaşlarında idi. Ve böylece 31 Aralık 378 de barış ve huzur içerisinde dünyaya gözlerini kapattı. Cenaze töreninde neredeyse bütün Kayseri ve genel olarak bütün Kapadokya halkı kutsal babalarını son kez uğurlamak için toplanmıştı. Her senenin başında Kilisemiz tarafından yortusu kutlanır.

AZİZ VASİLİOS - Άγιος Βασίλειος

BÜYÜK AZİZ VASİLİOS

Kapadaokya’nın Kayseri şehrinde zengin ve Tanrı korkusu ile yaşayan bir çift vardı. Bunlar Vasilios ve onun eşi Emmelia idi. Vasilios papaz idi. Bu çiftin beş çocuğu vardı ve çocuklarını Tanrı yolunda büyütmekte idiler. Ve bu yüzden bu aile kutsal sayılmaktaydı. Böylece en büyük erkek çocukları Petros daha sonraları Sevastias bölgesine Piskopos kardeşi Vasilios ise Kayserinin başpiskoposu oldu. Naftkratis Tanrı’ya bağlı bir insandı, Grigorios Nissis bölgesinin piskoposu ve en küçük kızkardeşleri Monika kendini Tanrı’ya adayarak rahibe oldu. Ancak ne varki Vasilios Tanrı’ya bağlılığı ve O’nun yolunda doğru şekilde ilerleyişi ile günahlardan sıyrıldı ve diğer kardeşlerinden ruhsal ve manevi açıdan daha üst seviyelere ulaştı.
Vasilios daha küçük yaşlardan ne kadar zeki bir çocuk olduğunu gösterdi ve böylece biraz büyüdükten sonra Atina’ya Edebiyat, Dil bilgisi ve sözcülük okumaya gitti. Aynı zamanda matemetik, mantık ve huhuk dersleri alıp diğer bir yandanda astroloji ve tıp dalında olağanüstü bir başarı gösterdi. Grigorio Nazianzino ve daha sonrada İuliano Paravati ile okudu ve İuliano ile çok yakın dost oldu. Bütün bu okuduklarına rağmen Vasilios dinde okumak istiyordu. Ve bu yüzden Mısır ve Suriye’ye gitti. O bölgelerde rahipligin ne olduğunu öğrendi ve böylece memleketine döndüğü zaman rahip oldu. Bu olaydan tam beş sene sonra Kayseri piskoposu Evsevios tarfından önce Diakoz daha sonrada Papaz ilan edildi.
Bir zamanlar İulianos İran’lılara karşı savaşa gitmeden önce Kayseri’ye geldi ve Vasilios’a şöyle dedi :
- İran’dan galip döner dönmez benim tanrılarımı küçük düşüren hristiyanları tamamen yok edeceğim.
Bunun üzerine Vasilios halkı toplayarak onlara ellerinde ne kadar degerli eşya varsahepsini bir araya toplamalarını ve kimseye bir kötülük gelmemesi için onları İulianosa vermelerini tembih etti. Daha sonra halka üç gün pehriz tutmasını ve dahada sonra kiliseye gidip Tanrı’ya onları kötü kraldan koruması için dua etmelerini söyledi. Ve gerçektende halkın dua ettiği bir sırada Meryem ana Vasilios’a görünerek korkmamasını ve kralın Tanrı tarafından cezalandırılacağı haberini müjdeledi. Ve aynı gece mucizevi bir şekilde İulianos Paravatis savaşta vefat etti.
Bunun üzerine bölgede yaşayan Hristiyan alemi paralarını ve değerli eşyalarını geri almamaya karar verdi ve onlarla onları zalim kraldan kurtaran Tanrı’ya teşekkür etmek için hastahane ve benzeri binalar inşa etmeye karar verdiler. Bu olaydan yaklaşık olarak bir sene sonra tahta Ualis adında biri geldi. Ualis Arios tarikatının taraftarı idi. O zamanlarda da Kayseri piskoposu Evsevios vefat etti ve bunun üzerine bölgenin tüm piskoposları Vasilios’u kendilerine yeni lider olarak seçtiler. Vasilios gerçektende çok büyük bir iştah ile çalıştı. Hristiyanların yardımı ile bölgeye krallığını kurdu ve bunun dışında herkesin ihtiyacına göre bölgede yetimhaneler, fakirhaneler ve yaşlıhaneler kurdu. Böylece bölgede yaşayan hristiyanlar onun gibi olabilmek ve Tanrı’nın yolunda doğru ilerleyebilmek için hep birlikte düzen, sevgi, birlik ve barış içerisinde yaşadılar.
Yeni kral Ualis tahta gelir gelmez Kapadokya bölgesini yeni ve eski isimleriyle ikiye ayırdı. Bu durum karşısında Vasilios teslim almış olduğu görevi sadece Kayseri bölesinde sürdürmek zorunda kaldı. Ve böylece bir çok piskopos Ualis’in baskısı altında kalarak onun tarikatını kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak Vasilios kralın tüm baskılarına karşı dininden vaz geçmek istemiyordu. Bu Ualis taraftarları tarafından tarikatları açısından büyük bir tehlike olarak görüldü ve böylece Vasilios’un şehirden kovulmasına yani sürgün edilmesine karar verildi. Vasilios bu karara saygı göstererek şehirden ayrılmak için hazırlanmaya başladı. Ancak o akşam kralın oğlu yüksek ateşten ölüm tehlikesi geçirmekteydi. Bunun üzerine Vasilios’u kralın oğlunu tedavi etmesi için davet ettiler. Vasilios onlara şu cevabı verdi :
- Eğer çocuk Ortodoks din adamları tarafından vaftiz edilirse iyi olacak.
Ancak onlar Vasilios’u dinlemeyip kendi din adamlarına vaftiz ettirmek istediler ve böylece çocuk vaftiz edildikten sonra vefat etti.
Bir gün İznik bölgesindeki bir kiliseye askerler girerek içerideki tüm inananları dışarı çıkarttılar. Bunu yapmaktaki amaçları kiliseyi ele geçirmekti. Bunun üzerine Vasilios hemen kralın yanına giderek neden haksız yere ortodoks kilisesini kendi tarikatından olanlara verdiğini sordu. Bunun üzerine kral utanarak Vasilios’tan bir çare bulmasını rica etti. Bunun üzerine Vasilios İznik bölgesine giderek orada bulunan Ortodoksları ve Arion tarikatı taraftarlarını bir araya toplayarak onlara şunları söyledi :
- Kilisenin kapılarını kilitleyelim ve dua edelim. Her kimin duası ile kapılar açılırsa o kiliseyi alsın.
Bunun üzerine Arion dini inananları üç gün boyunca dua ettiler ancak kapıyı bür türlü açmayı başaramadılar. Hristiyanlar ise bir gece boyunca dua ettiler ve sabaha karşı Vasilios kilisenin kapısına doğru haç işaretini yaptı ve kapı mucizevi bir şekilde kendiliğinden açıldı. Bunun üzerine bir çok Arion tarikatı taraftarı utanarak oradan uzaklaştılar ve bir çoğu ise Hristiyan oldular. Büyük Aziz Vasilios kendi sağlığına ve dış görünüşüne önem vermeden yaşayan bir insandı. Neredeyse kendine hiç dikkat etmiyordu. Çok sık pehriz tutar saatlerce dua ederdi. İnsanlık namına bir çok iş yapmıştı Vasilios hayatı boyunca. Hatta Meryem anamızın yol göstermesi ile kilisemizin ayinini yazdı. Halkı için çalıştığı bu on senenin sonunda Vasilios ağır bir hastalığa yakalandı ve bünyesininde zayıf olması nedeni ile de her geçen zamanda durumu daha da ağırlaşıyordu. Bu hastalığa yakalandığı zaman Vasilios elli yaşlarında idi. Ve böylece 31 Aralık 378 de barış ve huzur içerisinde dünyaya gözlerini kapattı. Cenaze töreninde neredeyse bütün Kayseri ve genel olarak bütün Kapadokya halkı kutsal babalarını son kez uğurlamak için toplanmıştı. Her senenin başında Kilisemiz tarafından yortusu kutlanır.

AZİZ TRİANDAFİLLOS - Άγιος Τριαντάφυλος

AZİZ TRİANDAFİLLOS

Aziz Triandafilos 1662 yılında Pilio şehrinin Zagora köyünde dünyaya geldi. Ailesi Tanrı korkusu ile yaşayan insanlar idi. Daha küçük yaştan ona Tanrı korkusu ile yaşamayı öğrettiler. Triandafilos daha küçük yaştan büyük bir iştahla kiliseye gidiyor orada papaza yada okuyucuya yardım ediyordu. Aziz, Meryem ana ve aziz Corc’a büyük bir sevgi beslemekte ve çoğu zaman ona zor zamanlarında yardımcı olmaları için onlara dua ediyordu. Aziz daha çok genç yaşta öksüz kaldı. Aziz bunun üzerine yaşayabilmek için kendine bir iş aramaya başladı. Aziz iş aradığı bir gün bir gemide tayfa olarak iş buldu. Bu gemi Ege’de bir yerden diğer bir yere mal taşımaktaydı. Tayfalar genelde azize saygı duymaktaydılar ancak Tanrı’ya olan sevgisinden dolayı Türk ve Yunanlı tayfalar onunla dalga geciyorlardı. Buna rağmen aziz inancını kaybetmiyor Tanrı’ya daha da çok bağlanıyordu. Bir gün gemi İstanbul’a kadar varıp orada demir attı. Orada Türk tayfalardan bir kaçı sudan nedenler bulup azizle kavga ettiler. Ondan intikam almak içinde sultanın görevlilerinden Mustafa paşaya giderek azizin sözde müslüman olmaya karar verdiğini ancak sonra kararından vazgeçtiğini söylediler. O zamanlar müslüman olmaya karar verenler fikir değişikliği durumunda türkler tarafından öldürülene yada fikirlerini tekrar değiştirene kadar işkence görmekteydiler. Bu sahte iddia ile tutuklanan azizi hemen paşanın yanına götürdüler. Paşa azize cezalardan kurtulması için dinini red etmesini söyledi ama aziz cesaret içerisinde şu cevabı verdi:
- Gerçek Tanrı, kurtarıcım olan İsa’yı hiç bir zaman red etmeyeceğim.
Türkler bunun üzerine azizin fikrini değiştirmek için ana dayak atık değişik işkenceler yaptılar. Azizdeki cesareti ve inancı gördükleri zaman onu müslüman yapamayacaklarını anladılar ve kafasını kesmek amacı ile onu istanbul hipodromuna götürdüler. Daha önceden orada binlerce Hristiyan Tanrı adına şehit olmuştur. Azizin kafasını 18 yaşında iken orada kestiler. Olayın olduğu tarih 1680 yılının Ağustos ayı idi. Üç yüz yıl sonra azizin doğduğu köyde anısına kendi adını taşıyan bir kilise inşa ettiler. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 8 Ağustosta kutlanmaktadır.

AZİZ TEODOROS - Άγιος Θεόδωρος

AZİZ TEODOROS

Aziz Teodoros Roma kralı Likinos döneminde yaşamıştır. ( İ.s. 320).
Kökeni Ege bölgesinden idi ancak yaşamını Pontus’us Ereğli bölgesinde komutan olarak geçirmekteydi. Aziz gerçektende çok büyük bilgilere sahip ve hristiyanlığın gerektirdiği şekilde yaşayan bir adam olduğundan herkes ona hayrandı. Kral onun bilgilerini ve delikanlılığını göz önüne alarak Ereğli bölgesinin yönetimini ona verdi ancak ne varki kral azizin bir Hristiyan olduğunu bilmiyordu. Ereğli’nin yönetimini eline aldığında herkese Histiyanlığı eğitmeye başladı. Her gün bir çok kişi vaftiz olmak için can atıyordu. Kısa bir zaman içerisinde bütün şehir neredeyse Hristiyan olmuştu. Kral sevgili komutanının bir Hristiyan olduğunu öğrendiğinde çok üzüldü ama genede ona bir şans tanımak istedi. Böylece bir kaç askeriyle beraber azize bir mektup göndererek onu Romaya davet etti. Mektupta ikisinin birlikte putlara adak adıyacaklarını ve halkın onları görüp tanrılara inanacağı yazıyordu. Teodoros o anda Mesih İsa’yı ve inancını kabullenme zamanının geldiğini anladı. Teodoros krala mektup yazarak onu Ereğli’ye davet etti. Yanında Ereğli’de adak kesmeleri için de en büyük tanrıların putlarını getirmesini istedi. Bunu yapmaktaki amacı kendi şehrinde şehit olmak ve oradaki Hristiyanlara cesaret vermekti. Mektubtan dolayı çok sevinen Likinos hemen yanındakilerle bereber Teodorosun şehrine doğru yanlarına aldıkları altın tanrı putlarıyla beraber yola çıktılar. Kral şehre yetişmeden önce aziz Tanrı’ya dua etti:
- Tanrım senin ismini kabullenmem için bana cesaret ver. Kralın acımasızlığı karşısında korkak duruma düşmeyeyim.
Daha sonra aziz resmi kıyafetlerini giyerek kralı karşılamaya çıktı:
- Selam olsun sana büyük kral!
- Selam olsun Teodore!
Aziz selamlaşmadan sonra kraldan putları alarak adakların gerçekleştirileceği sabaha kadar evine koydu. Aynı gece aziz altın putları ufak parçalara ayırarak fakirlere dağıttı. Sabah olduğunda ise kral azizi çağırarak halkın önünde putlara adak dilemesini istedi. Tam o sırada kralın yanında gelen yüzbaşılarından bir tanesi kralın yanına gelerek ona:
- Kralım bu adam sizi aldattı. Dün gece tanrılarımızı ufak parçalara ayırarak onları fakirlere dağıttı.
Kral sessiz bir şekilde Teodoros’a döndü ve baktı.
- Kralım eğer inandığın bu tanrılar gerçek olsaydılar öncelikle kendilerini kororlardı daha sonrada onlara zarar verdiğimden beni cezalandırırlardı. Ancak ne varki paramparçe oldular çünkü onlar yalnızca puttu ve altından yapılmıştı. Putlara inanarak aptal olma yalnızca Mesih İsa’ya inan!
Kral bunlara sinirlenerek azizin işkenceye tabi tutulmasını emretti. İki asker azizi bir direğe bağlayarak ona kamçılarla vurmaya başladılar. Daha sonra azizin derisini demir tırnaklarla yüzmeye başladılar ve acısını çoğaltmak içinde yanan meşalelerle yaralarını yaktılar. Aziz işkencelere boyun eğmiyor Tanrı’ya onun ismini insanlar arasında kabullenme şansına ulaşabildiğinden şükr ediyordu. Daha sonra azizi hapishanenin en karanlık odasına kilitlediler ve orada onu ölmesi için aç ve susuz bıraktılar. Bütün bunlara rağmen aziz Tanrı sayesinde ölmek yerine sürekli iyileşiyor ve Tanrı’nın ismini her yerde kabullenmek için güç kazanıyordu. Bu yüzden komutan Teodoros’un inandığı Tanrı Mesih İsa gibi çarmıha gerilmesini emretti. Askerler azizi alarak acı çekmesi için onu çarmıha gerdiler. Acımasız işkenceciler azizin korkunç acılar öekmesi için bir okla karnını deldiler ve bazı gençler oklarıyla azizin yüzüne nişan alarak gözlerini çıkardılar. Gece olduğunda azizi haçın üzerinde bırakıp oradan ayrıldılar. O gece çarmıhın üzerinde bulunan azize bir melek göründü. Önce azizi çarmıhtan indirdi ve ardından tüm yaralarını iyileştirerek ona şunları söyledi:
- Teodoros Tanrı’nın cesur askeri sana selam olsun! Efendimiz senin cesaretini ve inancını gördü ve bu yüzden seni en pahalı hediye ile ödüllendirecek. Yarın şehitlik tacını takacaksın!
Teodoros meleğin getirdiği bu habere çok sevinerek Tanrı’ya şükr etti. Sabah olduğunda kral iki askere Antioxos ve Patrikios’a gidip azizin bedenini çarmıhtan indirmelerini ve hristiyanların onu bulamamaları için göle atmalarını emretti. O sırada fanatik bir putperest Teodoros yğzğnden bütün şehrin Hristiyan olduğunu söyledi. Bu nedenle kraldan izin alan fanatikler azizi öldürmek için halkı eğittiği yere gittiler. Orada askerler tarafından tutuklanan Teodoros halkın tepkisini görünce onlara kesinlikle askerlerin işine karışmamalarını ve onu memleketine gömmelerini istedi. Aziz cesaret içerisnde eğildi ve askerler azizin kafasını kestiler. Azizin vefatından sonra Hristiyanlar azizi doğduğu yer olan Efhaita’da ona layık bir şekilde toprağa verdiler. O zamandan sonra bir çok mucize gerçekleşti. Aziz vefatından sonra bir çok kez atının üzerinde kıyafetiyle Hristiyanlara cesaret vermek için onlara gözüktü. Aziz Teodoros’un yortusu kilisemiz tarafından her sene 8 Şubat’ta anılmaktadır.

AZİZ TEODOROS TİRON - Άγιος Θεόδωρος ο Τήρων

AZİZ TEODOROS TİRON

Aziz Teodoros Tiron Kapadokyanın Humalia köyündendi. Onun zamanında Roma Kralı Hristiyanların baş düşmanı Dioklitianos idi ( 284 – 305 İ.s. ). O zamanlar bir çok hristiyan tutuklanarak işkencelere tabi tutuldular ve bundaki tek amaç hristiyanları putperest yapmaktı. Ancak bunu başaramadılar. Teodoros Tanrıya bağlı bir insandı. Tiron ordusunda askerlik yapmakta idi. Cesur ve inançlı bir delikanlı idi. Ve bu yüzden askerliği bırakıp Efhaita şehrine gitti. O şehirde Aziz Teodoros stratilatis yaşamakta idi. Kısa bir zaman sonra aziz şehit oldu. ( 323 İ.s. ). O şehrin yakınlarında bir oramanda büyük boyutlarda bir yılan yaşıyordu. O yılan insanlara saldırıyor ve çoğu kişide bu yüzden ölüyordu. Onun yüzünden şehirde insanlar arasında korku dolaşmakta idi. Teodoros bunu öşrendiği zaman Tanrıya dua ederek şöyle dedi...
- Tanrım eğer bu yılanı öldürmemi istiyorsan o zaman mantıklı yılan olan şeytanıda yenmemi isteyeceksin. İşte o zaman senin yolunda ölmeye hazır olacağım.
O zaman aziz silahlarını alarak ormana yılanı öldürmeye gitti. Ormana doğru giderken yolda karşısına inaçlı bir hristiyan kadın çıktı ve ona dikkatli olmasını tembih etti ve aziz kadına cesaretle hz. İsanın ona yardım edeceğini söyledi. Ormana yetiştiği zaman agaşların arasında bulunan yılanı buldu ve cesaretle üzerine saldırdı. Çok kısa bir süre içinde aziz yılanı iki parça haline getirmeyi başardı ve insanları o büyük korkularından kurtardı. Bu olaydan sonra Tanrı yolunda yürümesinin Tanrı isteği oldugunu anladı. Ve böylece Tanrının ismini kutsayarak birliğine geri döndü. Bir gün birlik komutanı askerlerinden putlara kurban kesmelerini istedi ve o zaman Teodoros bunu red etti. Bunun üzerine komutan azize bakarak ona sordu...
- Teodoros sen Hristiyanmısın?
- Cesaretle hristiyan olduğunu ve yalnızca Ona kurban keseceğini söyledi.
Komutan onun cesaretine hayran kalarak ona şunları söyledi
- Sen cesur ve işine layık bir insansın o yüzden sana Tanrılarımıza inanman için biraz zaman tanıyorum.
Ancak aziz korkucağı yerde diğer Hristiyanlara giderek kesinlikle korkmamalarını ve Hz. İsa’yı terk etmemelerini tembih etti. Diğer ğün putlara inanmayan bütün hristiyan askerleri tutukladılar. Ancak tutuklananların arasında Teodoros yoktu. Onu tutuklamadılar. Aziz akşam üstü putperestlerin kilisesine giderek Tanrıça Reanın tehtandan olan heykelini ateşe verdi. Bu olay üzerine kilisenin nöbetçisi onun tutuklayarak hemen bölge savcısına götürdü. Bölge savcısının adı Poplios idi. Savcı hemen birlik komutanını yanına çağırarak sordu...
- Bu adamı heykeli yıkması için sen mi serbest bıraktın?
- Hayır efendim sadece biraz daha mantıklı düşünmesi için ona biraz zaman tanıdım. Ancak sen savcısın ona ne caza istersen verebilirsin.
Bunun üzerine savcı azize bunu neden yaptığını sordu. Ve oda cevep verdi.
- Efendim gerçeği söylemek gerekirse denemek amacı ile yaktım heykeli ancak anladımki bunun kendini korumak için bile gücü yok. Sadece bir tahta.
Bu sözler üzerine çok sinirlenen savcı hemen onu hapse kapatmalarını ve kapıyı krallık mühürüyle mühürlemelerini emretti. Askerler hemen azizi alarak hapse götürdüler. Ancak o gece Hz. İsa azizin karşısına çıkarak ona şöyle dedi...
- Benim cesur askerim... sana selam olsun. Cesaretli ol ve ben her zaman senin yanında olacağım.
Bunun üzerine aziz Tanrı’ya şükretti. Bunu duyan nöbetçiler hemen oraya gelerek gerçektende ışıkla kaplanmış olan hristiyanların Tanrı’ya ilahiler okuduklarını gördüler. Hemen efendilerine korkuyla gidip ona şunları söylediler:
- Hapishane kapılarının kapalı olmasına rağmen Teodorosun yanında diğer hristiyanlar Tanrı’ya ilahiler okumaktalar.
O zaman Poplios korkuya kapılarak hapishanelerin olduğu yere gitti ve orda gerçekten çok ilginç bir olay yaşandı. Poplios Teodorosun bulunduğu odada kendisinden başka kimseyi görmedi ancak bir çok sesin Tanrı’ya ilahiler okuduğunu duydu. Bunun üzerine Poplios bu olayın ne olduğunu anlayamadığından kendi sahte tanrılarına küfür ederek oradan ayrıldı. Ancak mucize besbelli ortadaydı. Sabah olduğu zaman Poplios azizi karşısına davet etti ve ona şunları söyledi:
- Bizim büyük tanrılarımıza inanmaman çok büyük bir ayıp ve bu yüzden cezalandırılmayı hak ettin. Ancak eğer bizim tanrılarımıza inanmayı kabul edersen seni onlara başrahip yapacağım. Sana söz veriyorum.
- Hiç boşuna uğraşmayın efendimç hiç bir zaman hz. İsa’yı gerçek Tanrı’yı terk etmeyeceğim
Diye cesaretle cevap verdi Teodoros. Bunun üzerine taş kalpli efendi azizin ayaklarından asılmasını ve demiğr tırnaklarla sırtına iskence yapılmasını emretti. Aziz korkucagı yerde bütün bu işkenceye katlandı. Ancak onun hz. İsa’ya olan olağanüstü sevgisini anladığı zaman onu kandıramayacağınıda anladı. Ve böylece azizin heykeli yaktığı gibi onunda canlı olarak yakılamsını emretti. Aziz son kez dua ederek mutluluk içinde ateşlerin arasına kendi girdi. Ancak o anda büyük bir mucize daha gerçekleşti. Aziz ateşlerin arasına girdiği anda ateşler onun etrafını çevirdi ancak ona hiç bir zarar vermediler. Böylece aziz kendi eceli ile o sorada hayata gözlerini yumdu. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra ormanda azizin karşısına öıkan kadın Efsevia gelerek azizin cansız vucudunu oradan alarak onu Efxaita şehrinde defn etti. Azizin vucudu o zamandan sonra bir çok mucize gerçekleştirdi. Azizin yortusu kilisemiz tarafından her sene 17 Şubatta kutlanmaktadır.

AZİZ STAMATİOS - Άγιος Σταμάτιος

AZİZ STAMATİOS

Aziz Stamatios Pilio dağının Volos şehrine ait olan Aziz Corc köyünde dünyaya gelmiştir. Azizin yaşadığı dönemlerde Yunanistanın neredeyse tümü Osmanlıların elinde bulunmakta Yunanlılar zor zamanlar geçirmekteydi. Türlkler Yunanlılara baskı uyguluyor onlardan zorla vergi alıyor hakkını isteyen birisi oldumuda ya onu öldürüyor yada zorla müslüman yapıyorlardı.
Bir zamanlar ağanın biri o bölgeden Sultanın vergilerini toplamak için geçmişti. Bunun üzerine aralarında Stamatiosunda bulunduğu bir grup İstanbul’a gelerek vezire ağanın topladığı vergilerin fazlalığından yakındılar. Vezir şikayet edilen ağanın arkadaşı olduğundan gruba önem vermeyerek onları dışarı attırdı. Stamatios vezirin kendilerini dışarı atmasını hiç hoş karşılamadığından yaptığı yolculuğuda düşünerek hakkını ısrarla aramaya başladı. Vezire vergileri düşürmesi için ağaya emir vermesi için baskı kuruyordu. Israrına dayanamayan Türkler onu hemen tutuklayıp yargıca götürdüler. Sözde suçu müslüman iken hristiyan olmuş olması idi. Türk beyi bunları duyunca duyduklarının gerçek olup olmadığını sordu azize:
- Bu sahtekarlar hiç bir zaman doğruyu söylemezler. Ben buraya Yunanlıların sizin o haksız ve çok olan vergilerinizden kurtulmaları için geldim.
Yargıç fırsatını bularak azize eğer vergilerden kurtulmak istiyorsa hemen müslüman olabileceğini söyledi. Aziz cesaret içerisinde:
- Ben hiç bir zaman dinimi değiştirmeyeceğim. Sizin gibi zenginlikler içerisinde yaşayacağıma Hristiyan olarak ölmeyi kesinlikle tercih ederim çünkü gerçek zenginliği ve sonsuz hayatı yalnızca Hz. İsa’da bulabilirsiniz!
Yargıç azizi cezalandırması için hemen vezire gönderdi. Vezir azizin hapse kapatılmasını ve müslüman olana kadar hergün dayak yiyip işkence görmesini emretti. Aziz bir çok gece işkencelere boyun eğdi ancak hiç bir zaman dinini red etmedi ve bu yüzden vezie azizin kafasının kesilmesini emretti. Böylece aziz Stamatios 1680 yılında Aya sofya kilisesinin karşısında şehit edildi. Azizin yortusu kilisemiz tarafında her sene 16 ağustos tarihinde kutlanmaktadır.

AZİZ PANTELEİMON - Άγιος Παντελεήμων

AZİZ PANTELEİMON

Aziz Panteleimon İ.s. 271 yılında küçük asyanın Adapazarı şehrinde dünyaya geldi. Doğduğunda adını Pantoleon koymuşlardı. Babasının adı Efstorgios annesinin adı ise Evvouli idi. Hristiyan olan annesi daha ilk öocuğunu kaybettiken sonra ikinci çocuklarının eğitimini putperest olan babası üstlendi. Babası ona yunan dilini eğittikten sonra hekimliği öğrenmesi için kendisini Efrosino hocaya gönderdi. Efrosino o dönemin en iyi doktoruydu hatta müşterileri arasında kral Maksimiano ve bir çok aristokrat bulunmaktaydı. Bir kaç sene içerisinde saygılı ve temiz kalpli Pandoleon diğer arkadaşlarından daha ileri noktalara ulaşarak gerçektende saygıdeğer bir doktor olabileceğini kanıtladı. Hocasının ölümünün ardından Kral ününü duyduğu bu gencin özel doktoru olmasını istedi. O zamanlar bölgede inançlı din adamı Ermolaos yaşamaktaydı. Ermolaos Pantoleon’u hristiyan olan annesinden tanımaktaydı. Günlerden bir gün karşılaştıklarında hekimlik okuduğunu öğrendi ve ona şunları söyledi:
- Sen hastaları yalnızca ilaçlarla tedavi edebilirsin. Ama eğer Tanrı’ya inanırsan her türlü hastalığı bitkilerin ve ilaçların yardımı olmadan iyileştirebilirsin.
Pantoleon din adamını selamladıktan sonra yoluna devam etti. Yolunun üzerinde yılan ısırığından o anda ölmüş olan bir çocuğa rastladı. O anda din adamının sözlerini hatırlayan Panteleimon hemen tüm kalbiyle Tanrı’ya çocuğu diriltmesi için dua etti. O anda çocuk sanki hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalktı. Etrafta bulunanlar bu olayı gördüklerinde hep beraber Tanrı’ya şükrettiler. Bu olaydan sonra Panteleimon yalnızca Hz. İsa’nın ruhun ve bedenin gerçek doktoru ve kurtarıcısı olduğunu anladı. Hemen din adamı Ermolao’nun yanına giderek vaftiz olmak istediğini ona bildirdi. O zamandan sonra babasınında hristiyan olması ve yalnış yoldan dönmesi için ona yardımcı olmaya ve onu doğru yola çekmeye çalışıyordu. Günlerden birgün azize kör bir adam gelerek çaresizlik içerisinde Pandeleimon’dan yardım istedi. Azizden önce bir çok doktor zavallı adamla dalga geçip yalnızca parasını aldılar ancak hiçbirisi onu tedavi etmeyi başaramamıştı ve bu yüzden Pandeleimon adamın son ümidi olmuştu. Babası Pandeleimon’un yanına gelerek ününün bozulmaması için bu hastayla uğraşmamasını tembih etti. Aziz kör adama dönerek onu iyileştirdiği taktirde kendisine ne kadar ödeyeceğini sordu. Zavallı adam doktora elinde ne kaldı ise hepsini ona vermek için söz verdi.
- Ben seni tedavi ettikten sonra bana vereceklerini fakirlere dağıtacaksın.
Aziz bunu bir kere daha tekrarladıktan sonra kör adamın gözlerine haç işaretini yaptı. Kör adam o anda karanlıktan kurtulup ışığına kavuştu. Azizin babası Eftorgios mucizeyi görür görmez oda Hz. İsa’ya inandı ve hemen evine dönerek o zamana kadaar taptığı sahte tanrıların heykellerini paramparça etti. Babası bu olaydan sonra bir yıl daha yaşadı. Bu bir yıl içerisinde Tanrı yolunda ilerledi Tanrı için çalıştı ve Tanrı’nın sözünü insanlara duyurdu. Öldükten sonra ruhu hristiyan olan sevgili karısı Evvuli’nin yanına gitti. Aziz ailesinin tüm fertlerini kaybettikten sonra mirasını kiliseye ve fakirlere dağıttıktan sonra mesleğine devam etti. Bazılarına ilaç verip tedavi ediyor bazılarını ise Tanrı yoluyla iyileştiriyordu. Bir gün daha önceden azizin iyileştirmiş olduğu körü bazı doktorlar yolda gördüler. Azizin körü tedavi ettiğini öğrendikleri zaman kıskandılar. O zamandan beri her fırsatta azizin kralın gözünden düşmesi için ellerinden ne gelirse yapmaya başladılar. 304 yılında kral Maksimianos Adapazarı bölgesinde iken aziz putperestler tarafından işkence gören bir hristiyanı tedavi etti. O zaman doktorlar bir araya gelerek krala azizin tarikatlarının karşıtı kişileri iyileştirdiğini ve aynı zamanda çoğu kişiyi Hz. İsa’nın ismi ile iyileştirdiğini bildirdiler. Kral hemen daha önceden kör olan adamı yanına çağırarak ona şunu sordu:
- Seni bilim mi yoksa Hz. İsa’mı iyileştirdi?
- Bunca yıldır bu bilimi okuyan bu doktorlar benim bütün paralarımı aldıkları halde beni bir türlü iyileştiremediler ancak Panteleimon Nazaret’li İsa’nın haçıyla beni hemen iyileştirdi. İşte bende o zamandan beri Ona inanarak hristiyan oldum.
Kral kendi tanrılarının Hz. İsa’nın önünde küçük düşürüldüğünü hissetti ve bu yüzden cesaretli adamın kafasının kesilmesini emretti. Bunun ardından azizi yanına çağırarak ona bu duyduğu şeylerin ne kadar gerçek olduğunu sordu. Kral gerçektende azize büyük önem vermekte idi. Aziz cesaretle krala şunları söyledi:
- Efendi! Yalnızca kurtarıcımız olan Hz. İsa bilim tarafından iyileştirilmesi mümkün olmayan hastalıkları iyileştirebilir ve yalnızca o bizim günahlarımızı bağışlayabilir. Ama eğer bana inanmıyorsan buraya bir hasta getirtki sende gerçek olan Tanrı’ya inan!
Kral meraktan hemen oraya sakat bir adam getirtti. O zamana kadar hiç bir doktor onu iyi edememişti. Putperestlerinin din adamları taştan heykellere dua ederek hastayı iyi etmeye çalıştılar. Ancak bütün çabaları boşu boşuna idi. Aradan baya bir saat geçtikten sonra din adamları yorularak dualarına son verdiler ve sonuçta hiç bir şey başaramadılar. Aziz bunun ardından Hz. İsa’ya tüm kalbiyle dua ettikten sonra sakat adama şunları söyledi:
- Herkesin Hz. İsa’nın bitmeyen sevgisini öğrenmesi için ey sen sakat adam Hz. İsa seni iyi etti kalk ve yürü!
O anda mucize gerçekleşerek adam tek başına ayağa kalkarak yürümeye başladı. Bir çok kişi şaşkınlığını gizliyemiyordu hatta bir çoğu Hz. İsa’ya inandılar. Bunun üzerine kral azizin birdaha halkın önünde mucize yapmaması için işkence görmesini emretti. İşkenceciler hemen emre uyarak azizi bir direğe bağladılar ve ardından göğüslerinin yan tarflarını demir tırnaklarla yaraladılar. Aziz Hz. İsa’ya olan sevgisinden ve inancından acılara katlanıyordu. Azizin kutsal kanı sürekli yerlere akıyordu. Ardından işkenceciler meşale yakarak azizin yaralarını yakmaya başladılar. Ancak o anda mucize gerçekleşti. İşkencecilerin ellerindeki işkence aygıtları etrafa savruldular ve azizin vucudundaki yaralar hemen iyileşiverdi. Azize çok sinirlenen kral hemen kurşun kaynatılmasını ve azizin içerisine atılmasını emretti. Kurşun kaynayınca azizi içine attılar. Attıkları anda Hz. İsa papaz kılığında azize göründü ve onunla birlikte içine girdi. O anda ateş söndü ve kurşun hemen soğudu. Azizin bütün bu işkencelerden galip çıkmasına çok sinirlene kral bu olaya kesinlikle bir son vermek istiyordu böylece boğazına ağır bir taş bağlanmasını ve onu birdaha kimsenin görmemesi için denize atılmasını emretti. Yüce Tanrı bir kez daha sevgili kulunu yalnız başına bırakmadı. Azizi suya attıkları zaman taş o kadar hafiflediki denizdeki kum tanesinden daha hafif oldu ve aziz denize batacağı yerde suyun üzerinde kıyıdaymış gibi duruyordu. Kral bu inanılmaz olayı öğrendiği zaman azizin aslanlarla dolu olan bir kafese atılmasını emretti. Halk bu olayın tadını çıkarmak için hemen kafesin etrafına toplandı. Ancak aslanlar azizin yanına evcil hayvanlar gibi yaklaşıyor ve azizin onlara dokunmasını bekliyorlardı aksi taksirde yanından ayrılmıyorlardı. Halk bu olayı gördüğü zaman şaşa kalmıştı. Kral bu olay üzerine hayvanların hemen öldürülmesini emretti. Hayvanlar öldürüldükten sonra çok ilğinç bir olay yaşandı. Çok uzun bir süre ölü hayvanları yemek için hiç bir vahşi hayvan onlara yaklaşmadı ve böylece askerler çukur kazarak hayvanları gömmek zorunda kaldılar. Bütün bu olaylardan sonra kral azizi yanına çağırarak ona şunları söyledi:
- Pandeleimon ben seni çok seviyordum ve bu yüzden seni sarayıma doktor yapacaktım. Ancak sen bana düşmanımmışsın gibi davrandın. Seni kim hristiyan yaptı?
- Din adamı Ermolaos bana hristiyanlıktan bahsettikten sonra ben hristiyan oldum.
Hemen askerler Ermolaos’u ve iki öğrencisini yakalayarak azizin putlara inanması için onların bir şeyler yapmasını istediler. Ancak bunu hiç bir zaman olmayacağından kafaları kesildi. Bunun ardından azizin soparla dövüldükten sonra kafasının kesilmesini ve badenini yakılmasını emretti. Askerler azizi dövdükten sonra hemen onu zeytin ağacının gövdesine başının kemek için başladılar. Asker kılıcını azizin başını kesmek için kaldırdığı zaman çelik kılıç yamuldu. Askerler mucizeyi gördükleri zaman çok korktular. Böylece hemen azizin önünde diz çöktüler ve onları bağışlaması için ona yalvardılar. Aziz o zaman Tanrı’ya günahları için pişman olan askerler için dua etti. Göklerden duyulan bir ses şunları söyledi:
- İstediğin olsun Tanrı’nı layık savaşçısı! Bugünden itibaren senin ismin aracılığıyla bana gelecek olanlar derman bulacaklar!
İşkenceciler azize dokunmama kararı almışlardı ancak aziz onlara aldıkları emri yerine getirmeleri için cesaret verdi. Böylece askerler azizden bir kez daha özür dileyerek onun isteğini yerine getirdiler. Azizin boynundan kan ile birlikte sütte akmaya başladı. Ayrıca azizin bağlanmış olduğu kuru ağaç hemen yeşerdi. Askerler azizin vucudunu yakacakları yerde hemen saraydan ayrıldılar ve gördükleri bütün mucizeleri halka anlattılar. Kısa bir zaman sonra inaçlı halk azizin kutsal bedenini alarak ona layık bir şekilde gömdüler. Aziz Pandeleimon’un yortusu kilisemiz tarafından her sene 27 Temmuzda kutlanmaktadır.

AZİZ İOANNİS PRODROMOS - Άγιος Ιωάννης ο Πρόδρομος

AZİZ İOANNİS PRODROMOS

Hz. İsa’mızın doğumundan kısa bir süre önce Meryem Ana ile akraba olan Elisavet ile Papaz olan kocası Zaharias adında bir aile yaşardı. Bu ailenin çocukları olmadığından Tanrı’ya onlara bir çocuk vermesi için sürekli dua etmekteydiler. Yaşları ilerlediğinden ve Elisavet’inde kısır olması nedeniyle çocuk sahibi olmaları artık imkansızdı. Günlerden birgün Zaharias Solomon tapınağında kilise yaparken Melek ona görünerek şunları söyledi:
- Zaharia korkma, duan Tanrı tarafından duyuldu. Karın bir erkek çocuk doğuracak ve onun adını İoanni koyacaksın.
- Peki ben senin bu söylediklerine nasıl inanayım?
- Ben baş melek Cebrailim! Tanrı tarafından yollandım. Bana inanmadığın için çocuk doğana kadar dilsiz kalacaksın.
Bu olaydan sonra Zaharias evine döndü ancak konuşamadığından olanları anlatamadı. Bir diğer yandan ise Elisavet yaşının büyük olmasından dolayı utanıyor ve hamileliğini gizliyordu. Daha sonra olayı düşünerek saklamasına gerek olmadığını ve Tanrı’ya ona vermiş olduğu bu hediye için şükr etmesi gerektiğini anladı. Kısa bir zaman sonra Melek Cebrail’den mesih İsa’yı doğuracağını öğrenen Meryem ana Elisavet’i ziyaret etmeye gitti. Meryem ana Elisavet’i selemlamak için yanına yaklaştığı zaman karnındaki bebek sevinçle kıpırdamaya başladı bunun üzerine Elisavet Meryem ana’nın karnındaki bebeğin kutsal olduğunu anladı ve ona şunları söyledi:
- Meryem, sen benim Efendimin annesisin çünkü sen bana yaklaştığın anada karnımdaki bebek senin karnındaki için sevinle zıpladı!
Hz. İsa’nın doğumundan altı ay önce Elisavet ile Zaharias çok tatlı bir bebeğe sahip oldular. Yıllar süren dualarının sonucunda mutlulukları gerçektende çok büyüktü. Akrabalar ve arkadaşlar bebeğin doğumunu kutlamak ve ona hangi ismi koyacaklarını kararlaştırmak için Zaharias’ın evinde toplandılar. Çocuğun annesi Kutsal Ruh’la dolu bir şekilde çocuğun isminin İoannis olacağını söyledi. Etraftakiler buna karşı çıkınca babasının fikrini sormak istediler. Bunun üzerine Zaharias bir Tahtanın Üzerine İoannis ismini yazdı ve o anda dili çözüldü. Dili çözüldükten sonra olan mucizeyi bütün ayrıntılarıyla etraftakilerine anlattı. Dönemin kralı o zamanlar Hirodes adında bir kişi idi. Hz. İsanın doğumundan aylar sonra müneccimlerden mesihin doğumunu öğrenen Hirodes İki yaşına kadar olan çocukların öldürülmesini emretti. Bir inanca göre Elisavet ortadan ikiye ayrılan bir kayanın içine İoannis’i saklayarak onu ölümden kurtardı. İoannis daha küçük yaştan bir çok ruhsal özelliğe sahipti büyüdükçede bunları sürekli geliştiriyordu. Tüylü bir elbisenin içerisinde çölde Tanrı isteklerini yerine getirmek için yaşamaya gitti. Yakan sıcağın altında sabırla orucunu tutuyor ve sürekli dua ediyordu. Yediği tek yemek ot ile yabani baldı. Kutsal ruhun onun bedeninde bulunmasından olayları önceden biliyordu. İoannis Hz. İsanın geleceğini bildiren son kişi olduğundan ona Yolcu ismi verilmiştir. Aradan on beş yol geçtikten sonra İoannis’in azizliği herkes tarafından duyulmuştu ve bu yüzden her gün yüzlerce kişi çöle onu dinlemeye onu görmeye gidiyordu. Böylece Aziz İoannis insanlara günahlarından dönmelerini eğitiyor onları Ürdün ırmağında veftiz ediyordu. Bir gün İoannis günahkarları vaftiz ederken yüzü güneş gibi parlamakta olan bir adamın yanına yaklaştığını gördü. Kensisiyle akraba olan Mesih’i ilk kez gören İoannis korkuya kapılarak onun Mesih olduğunu anladı. Mesih İsa suyun içerisine vaftiz olmak için girdiğinde İoannis bunu red ederek Ona şunları söyledi:
- Benim senin ellerinden vaftiz olmaya ihtiyacım var. Sen günahsızsın!
- Musa peygamberin yasasının uygulanması için böyle olması gerekiyor.
Aziz İoannis Mesihin bu isteğine uyarak Onu vaftiz etti. O anda gökler açıldı ve Kutsal Ruh beyaz bir güvercin şeklinde belirdi. Göklerden duyulan bir ses şunları söyledi:
- Bu benim sevgili oğlumdur. Ondan hoşnudum.
O gün İoannis için çok önemliydi çünkü ona Aziz Üçlük görünmüştü yani Baba, Oğul ve Kutsal ruh.
O dönemde bütün bebeklerini kafasını kestirmiş olan Hirodes’in ikici oğlu Hirodes Antipas Kraldı. Bu kral günahkar bir hayat yaşamaktaydı. Kardeşinin karısı olan Hirodiada’ya aşık olmuştu. Musa peygamberin yasalarına uyarak onu kendisine eş olarak aldı. Aziz İoannis Krallıkta haksızlığın ve günahın hakim olduğunu bildiğinden oraya giderek doğruyu eğitiyordu. Bu oradaki efendilerin gücüne gitmekteydi. Böylece Hirodes onun sesini bir daha duymamak için tutuklanmasını ve hapse konulmasını emretti. Hapiste bile aziz sesini duyuruyor ve günahkar kralı düzeltmeye çalışıyordu. Kısa bir süre sonra Kral Hirodes’in doğum günü vardı ve bu yüzden kendine bir doğum günü kutlaması yapmak istiyordu. Böylece bölgenin efendilerini ve bilginlerini kendisiyle yemek yemeleri için sarayına davet etti. Masada dönemin en pahalı yemekleri ve içkileri vardı çalgıcılar ise en neşeli şarkıları çalıyorlardı. Zaman geçtikçe herkes sarhoş olamaya başlıyordu. Bu yüzden Hiroida’nın kızı Salomi baş döndüren bir kıyafetin içerisinde herkesin önünde kalkarak kıştırtıcı bir şekilde deans etmeye başladı. Bu olaydan memnun olan misafirlar alkışlarla Salomi’ye tempo tuttular. Bu olaydan sonra kral kızı yanına çağırarak ona şunları söyledi:
- Benden ne dilersen dile hemen senin olacaktır. Yemin ederimki krallığımın yarısını sana vermeye hazırım!
Salomi hiç vakit kaybatmaden hemen annesine giderek kraldan ne dilemesi gerektiğini sordu. Annesi Aziz İoannis’ten nefret ettiğinden azizin Kafasını istemesini söyledi. Akılsız genç kız hemen krala giderek annesinin söylediğini yaptı. Hirodes halkın tepkisinden korktuğu halde kızın hatırını kırmak istemedi. Böylece efendilerin utanmaksızın eğlendikleri bir sırada hapse askerler gönderilerek azizin kafası kesildi. Daha sonra azizin kafası altın bir tepsiye konuldu ve Salomi’nin isteği doğrultusunda yemeklerin arasına konuldu. Aziz bu yöntemle öldürüldü. Aziz İoannis Hz. İsa’nın geleceğini bildiren en kutsal kişiydi çünkü mesihi görmeye layık kılındı. Azizin öğrencileri günahkar bir kadının yüzünden kafası kesilen azizin ölümünü duyduklarında çok üzüldüler ama kesinlikle korkmadılar. Hapse giderek azizin kutsal bedenini alarak gömdüler. Daha sonra Mesih’e giderek olup bitenleri anlattılar. Kutsal bedenini alan öğrencileri onu halkın görebileceği bir yere yerleştirdiler. Azizin kafasını Hiroida Krallığın yanına üzerine basabilmesi ve ona olan hıncını gözterebilmesini için krallığın yakınına gömdü. Aradan yıllar geçtikten sonra aziz rahiplere görünerek kafasının nerede gömülü olduğunu onlara bildirdi. Kilisemiz azizi senede bir çok kez anmaktadır. Bunlar 7 Ocak, 23 Eylül’de tutuklanışını, 24 Haziran’da doğumunu, 24 Ağustos’ta kafasının kesilişini, 24 Şubat’ta kafasının birinci ve ikinci kez bulunuşunu 25 Mayıs’ta ise kafasının üçünçü kez bulunuşudur.
Kralın ve eşinin sonunu öğrenmektede fayda var. Kral ve karısı günahkar bir hayat sürdürdüklerinden cezalandırıldılar. Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra tahta gelen Kalligulas efendileri önce Fransa’ya daha sonrada İspanya’ya sürgün etti. Böylece uzun süren işkencelerin ardından öldüler. Bir diğer yandan Salomi buz tutmuş olan suların üzerinde yürürken buzların kırılması sonucu suya düştü ve düşerken boğazı keskin buzlardan yırtılarak vefat etti. Böylece azizin ölümünü istemiş olduğu yöntemle kensiside ölmüş oldu.

AZİZ İOANNİS HRİSOSTOM - Άγιος Ιωάννης ο Χρυσόστομος

AZİZ İOANNİS HRİSOSTOM

Aziz İoannis 347 yılında Suriyenin Antakya şehrinde dünyaya geldi. Annesi Antusa ve babası Sekundos putperest idiler ancak çocukları doğduğu zaman Hristiyan oldular ve çok zengin bir aile idiler. Kısa bir süre sonra Antusa kocasını kaybederek dul kaldı ve böylece bundan böyleki hayatını çocuğunun eğitimine adamak istiyordu. Aziz 16 yaşına geldiğinde vaftiz oldu ve daha sonrada eğitimine başlayarak sözcülük ve hristiyanlığı öğrenerek büyümeye başladı. Derslerdeki başarısı o kadar büyüktü ki daha henüz 20 yaşında iken avukatlık mesleğini okumaya başladı ve bunun sonucunda tüm Antakya onu hayranlıkla takip ediyordu. Ancak ne varki para ve şöhret onun hoşuna gitmiyordu ve bu yüzden çok ciddi ve önemli bir karar alarak kendini Tanrı’ya adamaya karar verdi. Bunun üzerine annesi ona yalvararak yanından gitmemesini ve ona ihtiyacı olduğunu söyledi ve oda annesini çok sevdiğinden onu dinleyerek yanından ayrılmadı. Aradan iki yıl geçtikten sonra annesi hayata gözlerini mutlu bir şekilde yumdu. Bunun üzerine İoannis o devasa mirasını ve mal varlığını kiliseye ve fakirlere dağıttıktan sonra çölde bulunan bir manastıra giderek rahip oldu. Orada kutsal yazıları inceliyor dua ediyor ve oruç tutuyordu. Hiç bir zaman ne kimseye kötü bir söz söyledi ne de kötü bir davranışta bulundu. Tam tersine başkaları ile konuştuğu zaman çok kibar ve memnundu. Ancak hiç bir zaman bilgileri ve bildikleri için kendini gösteriş amaçlı olarak kullanmadı. Bir gece Tanrı’nın meleği ona görünerek şöyle dedi:
- Yarın Patrik Flavianos buraya gelecek ve senden papaz olmanı isteyecek. Sen sakın karşı koyma Tanrı isteğidir bu.
Gerçektende İoannis Patriğin isteğine uyarak bir kaç gün içinde papaz oldu. O zamandan sonra İoannis gerçek dini insanlara anlatmaya başladı. Haksızlarla mücadele ediyor bir diğer yandan ise putperestlere karşı büyük bir savaş veriyordu. Ve o zamanlarda İstanbul Patriği vefat etti. Bunun üzerine onun yaptıklarını bilen İstanbuldaki hristiyan halkı onun yeni Patrik olmasını istedi. Ancak o bölgenin kralı İoannisin inancının büyüklüğü nedeniyle böyle kutsal bir görevi red edeceğini bildiğinden askerlerine onu kaçırmalarını ve gemi ile İstanbula getirmelerini emretti. Bütün Antakya halkı olanları olduğu zaman çok üzüldü ancak bir diğer yandan İstanbulda halk onu çok büyük bir coşku ile karşıladı çünkü bundan böyle layık ve kutsal bir insan onların Patriği olacaktı. İoannis Patrik olacağı gün içinde şeytan taşıyan bir insanı iyileştirdi. Bu olay halakın onu dahada çok sevmesine neden oldu. Her ne kadar İoannis memleketi olan Antakya’dan gitti isede kesinlikle onları unutmadı. Onların inaçlarını sağlam tutabilmek için onlara sürekli mektuplar gönderiyor ve onlara ginaha karşı olan savaşlarını sıkça hatırlatıyordu. Bu arada sert kalpli kraliçe Efdoksia dul bir kadını tarlasını kıskandı ve tarlayı kendine bedava almak istedi. Bunu öğrenen İoannis hemen kraliçenin yanına giderek bu yaptığı davranışın neden haksız olduğunu ona anlattı. Ona ya tarlayı satın almasını yada geri vermesini tembih etti. Ancak kraliçe çok kızdı ve onu saraydan kovdu. Onun o haksızlara karşı verdiği mücadeleye dayanamayan sert kalpli kraliçe onu Patriklikten almanın ve onu uzaklara kovmanın yollarını aramaya başladı. Ve böylece İoannisin bir kaç düşmanını bularak onu haksız yere suçlattı. Ve ardından sahte bir konsil düzenlediler ve azizi sürgüne gönderdiler. Ancak halk sarayın önünde toplanarak haksız yere suçlanan Patrik için yeniden toplantı olmasını istedi. Bütün bunlaara rağmen o gece bir gemi İoannisi İzmir bölgesine doğru sürgüne götürmekteydi. Ancak aynı gece İstanbulda korkunç bir deprem oldu. Bunun üzerine Tanrı’dan korkan kraliçe hemen azizin geri getirilmesini istedi. Çünkü oda çok iyi biliyorduki aziz kesinlikle suçsuzdu. Bütün bunlara rağmen Efdoksia tamamen pişman olmadı. Kısa bir süre sonra onu karadeniz bölgesine sürgüne göndererek kendi insanları ile olan bütün ilişkisini böylece kesti. Ona yolda eşlik eden kalpsiz askerler sınır dışı edildiği yere verana kadar Ona acımasızca davranıyorlardı. O felaket sıcağın altında yaşlı İoannis yorgun ve bitkin bir halde ilerliyordu. Bu yolculuğun süresi tam üç ay sürdü. Komana bölgesine vardıklerı zaman dinlenme kararı aldılar ve böylece bölgede bulunan aziz Vasiliskos manastırında dinlenmeye çekildiler. O gece aziz Vasiliskos azize görünerek Ona şunları söyledi:
- Sevgili kardeşim dayan... yarın birlikte olacağız.
Sabah olduğunda aziz askerlere yola devam etmemelerini çünkü kendini çok yorgun hissettiğini söyledi. Daha sonra son bir kez kutsal şaraptan içmek isteğini belirtti ve hemen ardından haçını yaparak 14 eylül 407de bedenini ve ruhunu yüce Tanrı’ya teslim etti. Söylediği son kelimeler şunlardı:
- Her şey için Tanrı’ya şükürler olsun.
Daha sonra manastırda bulunan rahipler Onu aziz Vasiliskos’un mezarının yanına defnettiler. 434 yılında Arkadios ve Efdoksianın ikinci çocuğu olan Teodosios İstanbul kralı oldu. O patrik İoannise saygı duyan bir insandı. Bu yüzden bir emir çıkartarak bedeninin Komana bölgesinden İstanbul’a getirilmesinş emretti. Ancak azizin bedenini getiren gemi yolculuk halinde iken denizde çok sert bir fırtınaya yakalandı. Bir zamanlar Efdoksianın zorla bir duldan aldığı tarlanın yanına demir attılar. Mucizevi bir şekilde tarla dula geri verildiği zaman deniz sakinleşti ve işte ancak o zaman azizin bedeni İstanbul’a getirilebildi. Bu arada inanılmaz bir olayla karşı karşıya kalan halk mucizenin karşısında ancak sessiz kalabiliyordu. Azizin vucudu tam 30 senedir ilk günkü gibiydi. Ona olan saygısını göstermek isteyen kral cansız bedenini Krallık tahtına koydu. İşte o anda bir mucize daha yaşandı. Azizin cansız bedeni dik kalarak halkı kutsadı ve ağzından şu kelimeler döküldü:
- Cihanda barış!
Halk bu mucize karşısında Tanrı’ya şükür ediyordu bir diğer yandan ise Kral azizin önünde diz çökmüş Ondan ailesi adına yaptıkları için özür diliyordu.
Aziz İoannis Hrisostom çok önemli ve büyük bir yazar ve sözcü idi. Layık bir piskopos ve patrik idi. Doğruluğun ve haklılığın savunucusu idi. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 13 Ekimde kutlanmaktadır.

AZİZ MAKSİMOS - Άγιος Μάξιμος

AZİZ MAKSİMOS

Aziz Maksimos 580 yılında Bizans İmparatoru İraklios döneminde İstanbulda doğdu. Daha küçük yaştan olgunluğu ile dikkatleri üzerine çekiyordu. Biraz büyüdüğünde şairlik edebiyet ve ilahiyat okudu. Bitin bunlara rağmen hşç bir zaman ne bildikleri ile övünüyor nede halkın ona olan saygısıyla övünüyordu ve bu yüzden halk ona çok büyük derecede saygı gösteriyordu. Bütün bunlar Kralın kulağına kadar ulaştı ve böylece kral onu yanına yazıcı olarak aldı. Kraliyetin yazıcılık işleri ile o uğraşıyordu. Ancak Maksimos kendini Tanrı’ya adamak istiyordu ve bu yüzden aradan biraz zaman geçtikten sonra sarayı terk ederek rahip olmaya karar verdi. Böylece altınşehirde bir manastıra giderek ayinlerle ve oruçlarla yaşamaya başladı. Bütün herkesi Tanrı yolunda geri bırakmıştı Maksimos ve bu yüzden manastırın başrahibi vefat ettiği zaman bütün manastır anlaşarak ona başrahipliği önerdiler. Ve o zamandan sonra Maksimos manastırda bulunan rahiplerin yeni manevi önderiydi. Orada Ortodoksluktan bahseden bir çok kitap yazdı. Bunlardan başka Hz. İsa’nın yalnızca bir yönünü kabul edenler içinde bir çok kitap yazdı. Bir zamanlar bu inaç fazlası ile yoğunlaşmaya başladığı zaman Maksimos Afrikaya giderek orada Efkrata manastırındaki Başrahip Sofronio ile İskenderiye Patriğine karşı ayaklandılar çünkü İskenderiye Patriği ortodoksluğu bırakmış Hz. İsa’nın insancıl yönüne inanmayanlar ile bir olmuştu. Maksimos Hristiyanların inaçlarını sağlama alabilmek için Romaya giderek orada bütün dünyaya fermanlar göndermeye başladı. Kral İraklios öldüğü zaman tahta ortodoks olamayan Konstas geldi. Konstas hemen azizin ve iki öğrencisinin sürgüne gönderilmesini emretti. Azizi trakya bölgesine diğer iki öğrencisini ise başka yerlere göndererek aralarındaki ilişkiyi bitirmek istiyordu. Bunlara rağmen aziz bölgesinden uzakta olsa Hristiyanları eğitmeye devam ediyordu. Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra Kral Maksimos ve öğrencilerinin hiç bir şeyden korkmadığını görünce Onları istanbula geri getirtti ve acımasızda dayak attırdı. Ardından Maksimosun dilini ve sağ kolunu kestiler. Bunu yapmaktaki amaçları gerçek din olan ortodoksluğun ne söz nede fermenlarla Maksimos tarafından yayılmasını engellemekti. Aynısını Maksimosun diğer iki öğrencisinede yaptılar. Ancak Tanrı o kadar büyüktürki mucizevi bir şekilde Maksimos dilsizde olsa konuşmaya devam ediyordu. Bunun üzerine Kral maksimosun uzak bir yere sürgün edilmesini emretti. Bu arada bir öğrencisini Trakya bölgesine sürgün ettiler nacak bir kaç gün sonra vefat etti. Bir diğerini ise Arnavutluğa sürgün ettiler ve orada bir 20 yıl daha yaşadı. Çok kısa bir süre içerisinde taş kalpli Konstas halk tarafından lanetlenmeye başlandı. Halk onu istemiyordu. Ve Kral ölürülme korkusu yüzünden ailesini alarak Sirakuses bölgesine gitti. Orada birgün banyo yaparken hizmetçilerinden bir tanesi kafasına bir küple vurarak onu orada öldürdü. Böylece Kral oğlu Konsatntinos oldu. Konstantinos 6. ekümenik konsili 681 yılında davet etti. Bu konsilde Hz. İsa’nın hem Tanrı hemde insan olduğu kanıtlandı. Hz. İsa’nın yalnızca Tanrı olduğuna inananlar bu konsilde yargılandılar. Maksimosu Lazistan bölgesinde bir hapishanede 3 yıl boyunca sürgünde tutuyorlardı. Bir gün Hz. İsa Ona rüyasında görünerek vefat vaktini belirtti. Ve gerçektende 21 ocak 662 yılında geçirdiği ve yaşadığı o bütün zorluklara rağmen 82 yaşında vefat etti. Aziz Maksimos tüm zorluklara rağmen kilisemizi tam 25 sene idaresi altında tutmayı başardı. Azizin yortusu kilisemiz tarafında vefat ettiği gün olan 21 ocakta kutlanmaktadır.

AZİZLER AVGUSTİNOS VE MONİKA - Άγιος Αυγουστίνος και Αγία Μόνικα

AZİZLER AVGUSTİNOS VE MONİKA

Aziz Avgustinos Afrikan’nın Tagasti şehrinde 354 yılında dünyaya geldi. Babasının adı Patrikios dini ise putperestlik idi. Babsı ölmeden kısa bir zaman önce Hristiyan karısı sayesinde vaftiz oldu. Karısı Monika Hristiyandı ve Tanrı isteği doğrultusunda yaşamakta idi. Eğer doğurduğu çocuğuna mükemmel bir dini eğitim veremezse kendisinin doğru bir anne olabileceğine inanmıyordu. Böylece Avgustino’yu doğurduğu zaman ona Hristiyanlığın gerçeklerini eğiterek onu Tanrı yolunda yetiştirdi. Aziz büyüdükçe anneside onun bu ruhi gelişimine bir o kadar seviniyordu. Kısa bir zaman sonra annenin bu büyük sevinci üzüntüye dönütü. Tek oğlu Avgustinos değişik şehirlere okumak amacı ile gitti. Oralarda hayatına dikket etmiyor ve kendisine hiç bir faydası olmayan kitapları okuyordu. Diğer öğrencileride örnek alarak en sonunda günahkar bir hayata baş vurdu. En kötüsüde azizin Hristiyanlık inancını terk edip tam 9 sene Manihey inancına tapmasıydı. Oradada istediği yüzeliği bulamayıca başka bir tarikatın eline düştü. Bunlara rağmen hristiyan anne inancını kaybetmedi. Tüm ümidini Tanrı’ya bağlıyarak oğlunun bu dini tarikatlardan kurtulması için dua ediyordu. Üzüntülü bir haldebölgenin piskoposuna giderek derdini anlattı ve ondan yardım istedi. Piskopos anneyi öğütledikten sonra bu acıya katlanmasını çünkü Tanrı’nın duaları mutlaka duyduğunu söyedi. Kısa bir zaman sonra azizin bulunduğu şehirde avukatlığı eğitecek biri aranıyordu. Şans eseri daha önceden bu dersi eğitmiş olan aziz eğitmen olarak seçildi. Mediolana şehrinde piskopos inançlı Amvrosios idi ve azizle tanıştıktan sonra kısa zamanda çok iyi iki dost oldular. Amvrosios’ún dil sözlüğü zengin olduğunda avukat Avgustinos onu iştahla dinliyor dini susuzluğunu gideriyordu. Bir çok sefer yalnış dine inandığını anlıyor ancak egoistliği yüzünden bunu kabul etmek istemiyordu. Aziz arkadaşlarıyla bir gün muhabbet ederek duygulandı ve aralarından ayrılarak sakinleşmek için bahçeye çıktı. Yere pişmanlık duyguları içerisinde kapanarak günahları ve inandığı tarikatlar için ağlamaya başladı. O anda göklerden tatlı bir ses duyuldu:
- Al ve oku!
Aziz sözlerin ne anlama geldiğini bilmeden Tanrı’sal bir gücün eşliğinde arkadaşlarının yanına döndü. Orada masanın üzerinde duran Pavlus’un mektupları kitabını gördü ve içini açtığında “BİZİM İÇİN UYANMA VAKTİ” yazısını gördü. Avgustinos bahçede duyduğu sesin ne demek istediğini o anda anladı. O anda Mesih’in kalbinin kapılarını çaldığını ve onu günahlardan uyanmaya davet ettiğini anladı. Aziz hemen gidip vaftiz oldu. onunla birlikte oniki yıl önce doğan oğlu da vaftiz oldu. böylece Paskalya bayramından bir gün önce Amvrosios arkadaşını 32 yaşında vaftiz etti. Daha sonra aziz memleketine dönerek annesinin yanına gitti. Annesi duaları kabul edildiğinden Tanrı’ya teşekkür etti. Azize Monika dualar içerisinde kısa bir zaman sonra ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Avgustinos annesinin vefatı üzerine çok acı çekti. O zamandan sonra aziz hayatına bir çaki düzen vererek günahlardan uzaklaştı ve Tanrı yoluna girdi. Kısa bir zamanda halk ona saygı göstermeye başladı. Bir gün despot Ualerios halktan kendisine lyık bir papaz adayı bulmasını istedi. Herkes azizi gösterdiğinde aziz önce red etti ama ardından halkın baskısı gelince bu kutsal görevi kabul etti. Daha sonra despot azize Tanrı sözünü insanlara duyurmasını söyledi oda büyük bir iştahla insanlara Tanrı’yı anlatıp halkı eğitmeye başladı. Piskopos Ualerios azizin özelliklerini gördüğü zaman başka bir şehrin onu almaması için onu kendi şehrine piskopos yaptı. Piskoposun yaşı büyük olduğundan her işin altından kalkamıyordu. Aziz bu kadar büyük bir görevi her ne kadar üstlenmek istemediysede Tanrı isteğine uyarak 395 yılında İpponos piskoposu oldu. aziz bunun ardından 45 sene daha yaşadı. Bu 45 senenin içerisinde bir çok önemli eser yazan aziz yardıma muhtaç olanlarada yardım etti. Eserlerinin bir çoğu günümüze kadar gelmiştir. 430 yılında ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Azizlerimizin yortusu kilisemiz tarafından 15 Haziran’da anılmaktadır.

AZİZLER ALEKSANDROS VE ANDONİNA - Άγιος Αλέξανδρος και Αγία Αντωνίνα

AZİZLER ALEKSANDROS VE ANDONİNA

Azizler Aleksandros ve Andonina Kardamo ilçesinde dünyaya geldiler. Yaşadıkları dönemde bölgelerinin efendisi putreset Fistos idi. Fistos Hristiyanlığa inanalara acımasız bir şekilde şavaş açtı. Hristiyanlar inançları sayesinde putperestlerin karşısında inanölarını korkusuzca ilan ediyorlardı. Azize Andonina Ruhu için Tanrı yolunda ilerliyor ve yardıma muhtaç insanlara yardım ediyordu. Hristiyan olduğu öğrenilince efendi onu tutuklayarak putlara tapınması için ona baskı kurdu. Azize dinine yürekten inandığından Fistos intikam amaçlı azizeyi genel eve kapattı. Günah evinin içerisinde azize yaşıtlarına uymadı. Üç gün üç gece aç susuz dua ederek Tanrı’dan onu korumasını istedi. Üçüncü gün dehşet bir deprem oldu ve evin kapıları açıldıktan sonra göklerden bir ses duyuldu:
-İnançlı Andonina dua duyuldu. Beslenmek için yanına besin al ve bu mekandan uzaklaş.
Azize emre uyarak oradan uzaklaştı. Fistos’un yanına giderek başından geçen mucizevi olayı anlattı ama efendi pişman olacağı yerde azizeyi işkence ile tehtit etti. Azize kendisini Mesih’in koruduğunu ve onun adına her türlü işkencenin hoş olduğunu açıkladı. Efendi azizenin dövülmesini emretti. Daha sonra azizeyi yaralı bir şekilde tekrardan genel evine kapattılar. Tanrı azizenin vermekte olduğu savaşı gördüğünde onu ödüllendirdi. Azizeyi bir kez daha mucizevi bir şekilde korudu. O şehirde Aleksandros adında inançlı bir delikanlı yaşamaktaydı. Bir gece bu gence Tanrı’nın meleği görünerek azizenin nerede olduğunu ona söyleyerek onu nasıl kurtaracağını anlattı. İnançlı Aleksandros emre uyarak müşteri kılığında eve girdi. Aleksandros kimliğini açıkladıktan sonra azizenin başını bir mendille kapattı ve oradan uzaklaşmasına yardımcı oldu. O sırada bazı askerler azizeyi kirletmek için odaya girdiklerinde Aleksandros ile karşılaştılar ve askerler ne olduğunu anlayarak genci efendiye götürdüler. Efendi olanları öğrendiğinde sinirinden azizin tahta kılıçlarla dövülmesini ve azizenin tekrar tutuklanmasını emretti. Daha sonra ikisine putlara tapınmaları için emir verdi. Her ikiside bunu red ederek dinlerine sadık kaldılar. Acımasız efendi azizlerin kollarının ve bacaklarının kesilmesini emretti. Daha sonra ikisinide ateşe verdiler ve böylece azizler ruhlarını Tanrı’ya teslim etmiş oldular. Azizlerimizin yortusu kilisemiz tarafından 10 Haziran’da anılmaktadır.

Δευτέρα 9 Φεβρουαρίου 2009

AZİZLER KONSTANTİNOS VE ELENİ - Άγιος Κωνσταντίνος και Ελένη

AZİZLER KONSTANTİNOS VE ELENİ

Azize Eleni Ege bölgesinin Drepano şehrinde dünyaya geldi. Azize 23 yaşında iken Roma imparatorluğunda komutan olan ve yüksek makama sahip olan Konstantios ile tanıştı. Konstantios azize ile evlenerek bir çocuk sahibi oldular ve adını Konstantinos koydular. Konstantios putperest bir adam olmasına rağman hristiyanlara hristiyan olan karısı sayesinde saygıyle davranıyordu. 284 yılında Roma’nın krallığına hristiyanların baş düşmanlarından Dioklitianos seçildi. Kralın yardımcıları ise damadı Maksimianos ve Konstantios oldular. Bunun üzerine Konstantios eşinden ayrılarak Maksimianos ile daha iyi ilişkiler kurmak için Maksimianos’un kızı ile evlendi. Azize bu teklifi kabul ederek sarayda yaşamaya ve oğullarını Hristiyanlığın gerektirdiği şekilde büyütmeye devam etti. Konstantinos büyüdüğünde yakışıklı, zeki ve güçlü bir insan oldu. Bu yüzden babası onu ölmeden önce Batı Roma İmparatorluğu tahtına yerleştirdi. Anadolu Roma İmparatorluğu’nu Maksimianos yönetmekteydi. Maksentios ise halkını sert bir şekilde yönetiyor ve krallığın tek hakimi olmak içinde diğer roma krallıklarına savaş açmaya hazırlanıyordu. Konstantinos evlenmiş bir çocuk sahibi olmuştu. Çocuğunun adı Krispo idi. Konstantinos karısından ayrılmaya karar verip Maksendios’un kardeşi kurnaz Fabsta ile evlenmeye karar verdi. Buna rağmen Maksendios ordusunu toplayarak Konstantinos’a savaş açtı. Konstantinos düşmanın kendisininkinden üç kat daha fazla olan ordusuna baktıkça kendi orduduna üzülüyordu. O anda gökte bembeyaz bir haç belirdi ve üzerinde şu yazılar yazılıydı. “ Bununla yeneceksin”. Daha sonra Mesih Konstantinos’a rüyasında görünerek gördüğü haçın aynısını yapmasını ve savaşlardan galip ayrılmak için bu haçı elinde tutmasını söyledi. Konstantinos rüyadan duygulanarak hemen hacın yapımını emretti. Konstantinos o zamana kadar Hristiyanlara saygı duyuyordu ama rüyadan sonra inancıda katlanarak inancın sadece insan gücü olarak kalmaması gerektiğini anladı. Savaş başladığında askerler haçı yükseklerde tutmaktaydılar. Konstandinos’un ordusu Maksendios’un ordusunu yenerek 312 yılında geri çekilmelerini sağladı. Büyük Konstantinos şehrine galip olarak döndükten sonra haçı şehrin en belirgin yerine koydu. Daha sonra sürgüne gönderilmiş olan tüm Hristiyanları geri çağirarak Mesih adına şehit olmuş olan Hristiyanları saygı ile gömdü. Daha sonra insanlara din özgürlüğü tanıdı. Böylece putperestler Hristiyanlar dini görevlerini yaparken üst makamlara şikayet edilemeyeceklerdi. Daha sonra köleleri özgür bırakarak arenada savaşları yasakladı ve Hristiyanlara haklar tanıyan yeni kanunlar ilan etti. Bunların sonucunda putperestlerin tapınakları boşalıyor bir çok insan gerçek Tanrı’ya inanarak vaftiz oluyordu. Büyük Konstantinos’un krallık yaptığı dönem çok önemlidir çünkü o dönemde Hristiyanlık bütün dünyaya yayıldı. Aradan bazı yıllar geçtikten sonra Anadolu kralı Likinios putperestlerin tarafına geçerek hristiyanlara karşı savaş açtı. Konstantinos Likinios’u Hristiyanları şavaşmaması için uyadı ancak o 323 yılında kendisine savaş açtı. Bunun üzerine Konstantinos tekrar haçı yükseklere kaldırarak düşmanını yerle bir etti. Böylece Konstantinos tüm Roma İmparatorluğunun kralı olmuş oldu. o dönemde kral Konstantinos Hristiyan değildi. Oğlunu karısının yalan yere suçlaması nedeniyle öldürünce bu hatasından pişman oldu ve af diledi. Yeni bir savaş başlayana kadar tüm krallıkta barış hakimdi. İskenderiye ilahiyat okulunun bir öğretmeni Arion yanlış yola dğşerek Mesih İsa’nı Tanrı olmadığını ama Tanrı tarafından yaratıldığını ilan etti. Bu sorun üzerine ilk EKÜMENİK KONSİL’in yapılmasına karar verildi. Böylece İznikte 325 yılında yapılan konsilde Arion ve taraftarlarının eğitisini kanıtlarla yalanladı ve utandırdı. Konsil’in bitiminde aziz tüm despotları yeni kurduğu şehir olan Konstantinupolis’e davet etti. Bir kaç yıl önce Tanrı azize orada bir şehir kurmasını rüyasında söylemiş bu yüzden aziz şehri Meryem anaya hitap etmişti. Bir diğer yandana azizin annesi azize Eleni Mesih İsa’nın insanları kurtarmak adına asıldığı haçı bulmak için Kudüs’e gitti. Hristiyanlardan nefret eden Yahudiler ve putperestler Mesih’in asılma olayının gelecek nesiller tarafından unutulması için haçları gömerek sakladılar. Azize haçı bulmak için uğraş verirken bir kadın azizeye İudas adında birinin haçın nerede olduğunu bildiğini söyledi. Askerler yahudi adamı tutuklayarak haçın nerede olduğunu sordular. O söylemeyi red edince onu 7 gün için aç ve susuz bir kuyunun içine attılar. Oda bunun üzerine mecbur kalarak kutsal haçı nerede gömülü olduğunu açıkladı. Haçın üzerinde sürekli muhteşem koku saçan bir çiçek açmakta idi. Yahudiler bu agacı kestikçe agaç daha bir gür yetişiyor dahada güzel bir koku saçıyordu. Azize o ağacın altının kazılmasını emrettiğinde üç haç buldular. Hangisinin Mesih’e ait olduğunu bulmak içinde hasta bir kadın getirilerek önce ilk iki haç üzerine dokunduruldu.kadın iyileşmeyince üçüncü haç dokunduruldu ve kadın tamamen iyileşti. Bunun ardından azize orada büyük bir kilise inşa ettirdi. Azize Kosntantinupolis’in açılışı için yanına haçın yarısını aldı ancak açılışa yetişemeden 80 yaşında vefat etti. 11 Mayıs 330 yılında yeni başkentin açılışı gerçekleşti. 1000 yıl boyunca Bizans devleti Avrupalıların ilham kaynağı haline gelmişti ancak 336 yılında Perslerin kralı Savor Yahudilerin kışkırtısı ile 18.000 Hristiyanı öldürerek kiliselerimizi yıktı ve Hristiyanlığa karşı savaş açtı. Aziz her ne kadar durmasını söylediysede boşunaydı. Bunun üzerine ordusunu toplayarak Savor’a karşı savaş açtı Savor’da bundan korkarak özür düledi ve barış istedi. Aziz dinlenmek için Adapazarına vardığında vaftiz olmak istedi. Aziz 63 yaşında ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Kilisemiz azizlerimizin yortusunu 21 Mayıs’ta anmaktadır.

AZİZ KOSMAS ETOLOS - Άγιος Κοσμάς ο Αιτωλός

AZİZ KOSMAS ETOLOS

Aziz Kosmas Etolos Etolia’nın Trixonida şehrine ait olan Mega entro köyünde dünyaya geldi. Ailesinin mesleği yüncülüktü ve saygıdeğer insanlar idi. İlk başlarda Kosmas’ın ismi Konstas idi ve Konstas’ın bir erkek kardeşi vardı. Daha sonraları kardeşi rahip olarak Xrisantos ismini aldı. Konstas ailesinin koyunlarına çobanlık yapıyordu yada çiftçilere satılmak amacı ile babasının makinasında çuval dikiyordu. 19 yaşına kadar hiç okula gitmemişti böylece. Okuma yazmayı öğrenebilmek için can atıyordu ve bu yüzden işini bırakarak okula gitme kararı aldı. O zamanlar aya Oros’ta Vatopedi manastırının okulu açılmıştı. Konstas oraya giderek ilk eğitimini tamamladı. Daha sonra Filotheu manastırında rahip oldu ve ismi Kosmas olarak değiştirildi. Orada 17 sene Tanrı isteği doğrultusunda yaşadı. Diğer rahipler onun bu hırsını ve inancını gördükleri zaman ondan papaz olamasını ve böylece kiliseye daha faydalı olacağını söylediler. O yıllarda Yunanistan Türklarin elinde bulunmaktaydı. Bir çok hristiyan daha iyi yaşayabilmek için mecburen müslüman oluyordu. Bazıları açlıktan ve baskıdan dağlara çıkıp orada hırsız ve katil oluyor bazıları ise cahil kalıp yunancayı unutuyor ve yalnızca türkçe konuşuyorlardı. Her gün bir çok bölge müslümanlığa geçiyor yunan dili ve kültürü ise yavaş yavaş yok oluyordu. Rahip Kosmas bu duruma daha fazla dayanamadığından başrahibinden izin alarak İstanbul’a gitti ve orada Patrikten din elçiliği izni alarak Yunanistan’a büyük bir sevgi ve iştah ile dini eğitmeye ve duyurmaya geldi. Aziz o zamanlar 46 yaşında idi. O zamandan sonra aziz bir çok yeri gezdi ve dini insanlara duyurdu. İlk başlarda aziz insalara kiliselerin içinde konuşuyor onları orada eğitiyordu ancak zaman geçtikçe onu duymak isteyenler o kadar çoğalmıştı ki artık kiliselere sığmıyorlardı ve bu yüzden boş alanlara gidiyorlardı. Konuşmaya başlamadan önce her zaman tahtadan büyük bir haç yapıyor onu yerleştirdikten sonrada boyunun kısa olması nedeniyle bir tahtanı üzerine çıkıyordu. Orada okuma yazması olmayan insanlara İncili ve Tanrı sözünü anlatıyordu. Bazı zamanlar insanların onu daha iyi duyabilmeleri için ağaçların üzerine çıkıyordu çünkü çoğu zaman onu dinlemek için 6 binin üzerinde insan geliyordu. Fakir insanlar ona yolculuk edebilmesi için bazen bir eşşek bazende bir at arabası veriyordu. Tanrı’nın sözü ile insanların din duygularını pekiştiriyor aynı zamanda milliyet duygularınıda onlara hatırlatıyordu. Bir çok kişiyi günahların içinden alıp onlara okuma yazma öğretti ve Hristiyanlara bir arada yaşamayı öğretti. Aziz Kosmas’ın görevi ve yaptığı iş çok büyüktü çünkü o 1821 yılındaki ayaklanmaya yunanluları hazırlıyor hem de onları birleştiriyordu. Böylece Osmanlı zulmünden kurtulacaklardı. Tanrı’nın bu sevgili rahibi kadınların başlarını süslerle donatmamalarını gerektiğini ama başını bir mendille kapatması gerektiğini ve kadının gerçek süsünün ayıp ve sadelik olduğunu söylerdi. Ortodoks kilisesinden ayrılan Katoliklere ise bir çok kez kızardı. Papa için o bir çok kötü olayın nedeni olacaktır derdi sıkça. Pazar günlerini yalnızca rumumuza ayırmamız gerektiğini ve o gün çalışmamamız gerektiğini yalnızca dua ve hayır işleri yapmamız gerektiğinin üzerine basardı. Hatta aziz İoannina şehrinde her Pazar günü kurulan halk pazarını Cumartesi’ye aldırdı. Cumartesi yahudiler tarafından kutsal gün sayılır. O günün aziz tarafından halk pazarı günü yapması orada yahudileri çok tepkilendirdi ve o günden sonra onu öldürmek için fırsat aradılar. Köyün bir tanesinde kadının bir tanesi azizin sözünü dinlemeyerek Pazar günü ekemek yapmak için hamur açmaya başladı. O anda hamur Tanrı isteği ile sanki kanmış gibi kıpkırmızı oldular. Kadın o kadar çok pişman olmuştuki hemen azizden özür diledi. Aziz Kosmas’a Yüce Tanrı gelecekteki olayları görme özelliği vermiştir. Söylediği şeyler gelecekte olacaktır ve gerçektende söylemiş olduğu bir çok olay gerçekleşmiştir.
Aziz bir gün Voniça’dan geçerken Lefkada şehrinden görünen Aziz İlyas dağlarını gördü.
- Kutsal olun çünkü çok canlar kurtaracaksınız!
Gerçektende 1821 yılında bir çok kadın ve çocuk oraya saklanarak kıyımdan kurtulmuşlardı. Aziz herşeyden önce Yunan milletinin eğitim alması gerektiğin üzerinde duruyordu ve bu yüzden gittiği her köyde bir okul inşa ediyor eğer o köyde eğitecek öğretmen yoksa köyün papazını okula eğitmen olarak koyuyordu. Toplamda 1200 den fazla okul inşa ettirdi. Sözlerini doğru kullanabildiğinden kolay bir şekilde insanların bu işler için para vermesini sağlıyordu. Yaptığı konuşmalardan sonra her zaman yağı kutsar ve o yağla tüm inançlıları kutsardı ve hiçbir zaman dua etmeyi unutmazdı. Azizin dinlenmeye ve yemek yemeye fazla vakti yoktu. Yediği yemek çoğu zaman az hatta yağsızdı. Aziz kimseden bir hediye beklemediğini yalnızca söylediklerini insanların yerine getirmesinin onun için kafi olacacağını söylerdi. Hristiyanlardan başka bir çok Türkte azize saygı duyuyor ondan manevi bakımdan sıkça yardım istiyorlardı. Aziz Türklere sevgi içerisinde konuşuyor ve bir çok kez onlar içinde mucizeler yapıyordu. 1779 yılında yahudiler onu kovalerken aziz Tepeleni denilen yerde bir kadının yardımı sayesinde kurtuldu. Kadının bir tanesi azizi alarak evine sakladı. Bu kadının adı Hamko idi ve Hamko Ali paşanın annesi idi. Gece yemek yemeye oturdukları vakit azizin geleceği bildiğinden haberdar olan Hamko azize oğlu hakkında sorular sormaya başladı aziz ise şu cevabı verdi:
- Senin oğlun çok güçlü birisi olacak ve herkes onun için konuşacak!
Ali paşa o zamanlar 35 yaşındaydı. Azizin bu sözlerini duyduğu zaman çok sevindi ve azize Bereti şehrini alıp alamayacağını sordu.
- Evet o bölgeyi alacaksın senindir oraları!
- İoannina’yı alacakmıyım? Preveza? Bunlarıda ele geçirebilecekmiyim? İstanbul’a varacakmıyım bir gün?
- Bütün bu istediğin yerlere ele geçireceksin ancak İstanbul’a sakalların kırmızı gideceksin!
Aradan yıllar geçtikten sonra azizin söyledikleri bir bir çıkıyor Ali paşa ise azizin bu özelliğine hayran kalıyordu. Ali paşanın bir savaşta ağar Türkleri tarafından kafası kesilerek İstanbul’da sultana götürüldü. Buda azizin sözleri arasında ve Tanrı isteği ile olmuş bir olaydı.
Aziz Kosma yaşadığı sürece Tanrı tanımaz yahudilerin Yunan milleti için hazırlamakta olduğu çirkinlikleri durdurarak milletimizi büyük kötülüklerin kapısından çevirdi. Yahudiler hem milletimize hem de Ortodoks kilisesine karşı çok çirkin planlar hazırlamışlar ancak aziz sayesinde bunların hiç bir tanesi gerçekleşmemiştir. O zamanlar yahudiler aralarında topladıkları 25.000 kuruşu azizi öldürmesi için Kurt paşaya verdiler. Aya Triada köyüne varmadan önce her zaman yaptığı gibi gidip hocadan izin alacaktı. Aslında azizin bunu yapmasına gerek yoktu çünkü zaten onun daha yüksek bir makam olan Patrikhaneden izni vardı. Hoca onu at üzerine oturmuş 15 asker ile bekliyordu. Hoca azize onu Kurt paşanın beklediğini söyledi. Azizle beraber olanları tutukladılar ama azizi yürüterek Kurt paşaya götürdüler. Yolda azizi başka bir yöne doğru götürdüklerinde aziz öldürülmek istediğini anladı ve askerlerden biraz dua etmesi için izin istedi. Daha sonra Türkler ağaca bir ip gererek azizi oraya astılar ve onu boğdular. Saygısızlar daha sonra azizi çırılçıplak bırakarak onu nehire attılar. Hristiyanlar olan olayları öğrendikleri zaman kayıklarla nehrin içerisinde azizin kutsal bedenini aramaya başladılar. Üç gün sonra papazın bir tanesi azizin bedeninin kıyıya vurmuş olduğunu gördü. Bedeni oradan alarak Kolikondasi köyünde gömmek üzere yola çıktılar. Aradan bir hafta sonra azizle beraberken tutulanmış olanlar serbest kaldılar. Türkler tarafından nasıl öldürüldüğünü görmek isteyen azizin yoldaşları bedenini mezardan çıkarttılar. Bedeni çıkarttıklarında hiç çürümemiş olduğunu ve muhteşem bir koku yaydığını gördüler. Azizin ölümünden sonrada bir çok mucize gerçekleşti. Askerlerden biri azizle dalga geçmek için cübbesini giydi. O anda şeytan içine girdi. Asker önce elbiselerini çıkarttı ve daha sonra yollarda koşarak azizi kendisinin astığını ilan etmeye başladı ve böylece askerler tarafından tutuklanarak hapse atıldı ve oraada da öldü. Bazı hristiyanlar azizin vefat haberini kardeşine bildirmek üzere Nakso adasına yolculuk ettiler. Yanlarına onları korusun diyede azizin sakalından aldılar. Orada tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmış bir kadın bulunmaktaydı. Azizin sakalını dokunduğu anda kadın iyileşti ve eski sağlığına döndü. Günümüze kadar azizin yardımını isteyen bir çok kişi derdine derman bulmuştur. Azizin yortusu kilisemiz tarafından her sene 24 Ağustos tarihinde anılmaktadır.

AZİZ HARALAMBOS - Άγιος Χαράλαμπος

AZİZ HARALAMBOS

Aziz haralambos’un doğup büyüdüğü yer Ege bölgesinin Magnisia şehridir (İ.s. 90). Ailesi canları pahasına Mehis İsa’ya inanmaktaydılar çünkü o dönemde krallar Mesih İsa’ya inanları öldürüyorlardı. Buna rağman daha genç yaşında Haralambos papaz olup bölgesindeki putperestlere Hristiyanlığı eğitmeye karar verdi. Aziz bunu yapaken kimseden korkmamaya karar vermişti artık. Aziz oruçla, duayala ve hayır işleriyle 113 yaşına kadar yaşadı. O zamanlar o bölgenin hakimi taş kalpli Lukianos idi. Bu kişi bölgesinde hristiyan olduğunu öğrendiği zaman hemn onları tutukluyor ölene yada dinlerini değiştirene kadar onlara işkence yaptırıyordu. Lukianos Azizin Mesih İsa’yı halka duyurduğunu öğrendiği zaman tutuklanıp ona getirilmesini emretti. Hemen çok yaşlı olan aziz Lukiansos’un karşısına getirildi.
- Yaşlı adam neden Mesih İsa’yı halka duyurupta putları yargılıyorsun? İşkencelerden korkmuyormusun?
- Sizin sahte putlarınız ne hareket edebilir nede konuşabilirler. Ama Mesih İsa tek ve gerçek olan Tanrı’dır. Ona her kim inanırsa büyük mucizeler yaratabilir. Biz Hristiyanlar ölümden korkmayız çünkü biz savaşta cesurca ölmek isteyen askerlere benzeriz.
Lukianos sinirlenerek azizin bedeninin ve yüzünün demir tırnaklarla yüzülmesini emretti. Aziz işkencelerden acı çekeceğine Tanrı’ya şükr ediyordu. İşkencecilerden Porfirios ve Vaptos bunun bir mucize olduğunu anlayarak onlarda hemen Mesih İsa’ya inandılar. Efendi hemen bu ikisinin kafasının kesilmesini emretti ve bu iki cesur adam memnuniyetle İsa adına ölmeyi kabul ettiler. Lukianos’un yanında bulunan Lukios adında bir putperest aputlara yemin ederek azizi işkenceleriyle korkutacağını söyledi. Hemen tırnaklara sarılarak azize zarar vermek için saldırdı ama o anda büyük bir mucize gerçekleşti. Zalim adamın elleri koparak azizin üzerinde asılı kaldılar. Bölge sorumlusu bunu gördüğü zaman nefret içerisinde azizin yanına giderek suratına tükürdü. Ama bir kere daha Tanrı mucizesini gerçekleştirdi. Lukianos’un boğazı ters döndü ve azizin sırtına doğru bakmaya başladı. Bu olaydan çok korkan iki zalim adam hemn azizden özür dilemeye ve onları iyileştirmesi için ona yalvarmaya başladılar. Büyük kalbi olan aziz Tanrı’ya dua ederek bu iki adamın iyileşmesini sağladı ve o anda ikiside Hristiyan olduşar ve azizi serbest bıraktılar. Daha sonra azizi evinde sık sık ziyaret ediyorlardı. Azizin yaşadığı yerde sık sıkta mucizeler gerçekleşmekteydi. Efendilerden biri olan bütün mucizeri gördüğünde Roma’ya giderek olanları krala anlattı. Kral Hz. İsa’ya inanacağı yerde hemen bir kaç asker göndererek azizin sırtına çiviler çaktırdı ve onu karşısına getirtti. Daha sonra askerler azizin sakallarına bir ip bağlayarak onu acımasızca çekmeye başladılar. Aziz kralın yanına vardığı zaman kral azizin ölene kadar yakılmasını emretti. Tanrı bir kez daha sevgili kulunu yalnız bırakmayarak ateşi söndürdü ve aziz sanki hiç bir şey olmamış gibi orada ayakta duruyordu. Bunun üzerine kral azizin yanına yaklaşarak:
- Duyduğuma göre ölüleri diriltebiliyormuşsun!
- Bunu yalnızca Mesih İsa yapabilir!
- Eğer gerçekten Tanrın varsa ondan şu içine şeytan girmiş olan adamı iyileştirmesini iste!
Aziz hemen dua ederek içinde şeytanı barındıran adamın şeytandan kurtulmasını sağladı. Kral Mesih İsa’ya hayran kalarak:
- Şimdi’de bu ölmüş olan genci dirilt!
Aziz Tanrı’nın isminin yüceltilmesi için uzun bir süre dua etti ve ardından genci diriltti. Ancak kral çok bencil bir insan olduğundan azizin sakalının yakılmasını ve ardından taşla çenesinin kırılmasını emretti. Mucizevi bir şekilde ateş azizi yakmayarak etraftakilere saçıldı ve onları yaktı. Kralın daha fazla sabrı kalmamıştı artık. Azize hiç bir şey yapamadığından bağırıp küfür etmeye başladı.
- Senden korkmuyorum İsa, yere inde seni yeneyim!
O anda çok büyük bir deprem oldu ve göklerde şimşekler çaktı. O anda kral ve Krispos adında bir kişi havada asılı kaldılar. Korkudan titremeye başladılar ve yere inemedikleri zaman kral:
- Tanrı’nın azizi bizi affet. Tanrı’na söyle bizi burdan indirsin ve bende onun isminin tüm şehirlerde yüceltilmesi için emir vereceğim!
Bunlar olurken kralın kızı Galini azizin yanına gelerek babasına acıması için yalvardı. Aziz kızın bu isteğine uyarak Tanrıya dua etti ve Tanrı’nın cazalandırması sona erdi. Genç ve temiz Galini azize teşekkür ettikten sonra ona:
- Bende senin Tanrı’na inanıyorum. Bir rüya gördüm bana açıklamanı istiyorum. Bir gün çok güzel bir bahçede babam ve bölge sorumlusu ile beraber olduğumu gördüm. Bahçenin sorumlusu ikisini kovarak yalnızca beni bahçenin güzelliklerinden faydalanmam için içeri girmeme izin verdi.
Aziz hemen Galiniye o mekanın cannet olduğunu ve bekçininde Mesih İsa olduğunu söyledi. Adamların kovulma nedenlerinin ise gerçekten yaptıklarına pişman olmadıkları için olduğunu söyledi. Kral azize dönerek:
- Putlara adakta bulun yoksa seni işkenceye tabi tutacağım!
Aziz bunu red etti. Kral hemen azizin bağlanmasını ve bütün şehirde sürüklenmesini emretti. Kralın kızı babasının bu davranışına üzülerek babasından vaftiz olmasını istedi. Kral bunun üzerine kızından putlara adakta bulunmasını istedi. Galini putların arasına girdiği zaman şunları söyledi:
- Eğer gerçek tanrılarsanız benim yapmak istediğim şeyi neden durdurmuyorsunuz?
Galini yere 36 tane put heykel devirdi ve hepsi paramparça oldu. Bunu öğrendiği zaman ustalara emir vererek yepyani putlar getirtti. Ertesi gün kızını alarak ona:
- Bak kızım görüyormusun tanrılarımız gerçek ve dirildiler!
Azize babasının hain planını anladı ve ona şunları söyledi:
- Senin sahte tanrıların ölülerden dirildikleri gibi canlılardan ölecekler!
O anda çok büyük bir deprem oldu ve putlar yerlere düşerek paramparça oldular ve böylece putperestler çok utandılar. Kral put tapınağının darmadağın olduğunu gördüğü zaman nefret içerisinde:
- Lanet olasıca Haralambos kızım senin yüzünden Hristiyan oldu!
Kral hemen askerlerine azizin günaha düşmesi için günahkar bir kadına götürülmesini emretti. Tanrı oradada kulunu yalnız bırakmadı. Aziz eve girdiği anda bir tahtaya dookundu ve o anda tahtanın üzerinde değişik renkte ve çeşitte çiçekler çıkmaya başladı. Kadın bu mucizeyi gördüğü anda azize evinden gitmesi için yalvardı. Aziz kadına korkmamasını ve Mesih İsa’ya inanmasını söyledi. Ertesi gün herkes toplanarak mucizeyi görmeye gittiler ve herkes Tanrı’nın gücüne inanarak vaftiz oldular. Bölge sorumlusu olanları öğrendiği zaman kraldan Haralambos’un öldürülmesini istedi. Böylece hiç vakit kaybedilmeden azizin başının kesilmesi emri verildi. Azizin kafasının kesileceği yere giderlerken aziz yolda diz çökerek dua etmeye başladı. O sırada göklerde Mesih İsa meleklerle görünerek:
- Cesur ve inançlı insan benden ne istersen iste ve ben sana istediğini vereceğim.
- Hayatımın efendisisenin emrine uyacağım ve senden b ir şey isteyeceğim. Benim şehit olmamı kutlayacak ülkelerde ve mekenlarda ve bedenimin bulunacağı yerlerde açlık ve hastalık olmasınçher zaman barış olsun!
- İsteğin yerine gelsin!... diye bir ses duyuldu ve Mesih ortadan kayboldu.
Askerler azizi öldürmeden önce aziz bedenini Tanrı’ya teslim etti. Daha sonra Galini azizin bedenini alarak gömdü. Bugün azizin bedeninden parçalar manastırlarda bulunmaktadır. Azizin yortusu kilisemiz tarafından her sene 10 Şubat’ta anılmaktadır.

AZİZ GEORGİOS VE AZİZE POLİHRONİA - Άγιος Γεώργιος - Αγία Πολυχρονία

AZİZ GEORGİOS VE AZİZE POLİHRONİA

Aziz Georgios İ.s. 280 yılında zengin bir ailenin çocuğu olarak Kapadokya’da dünyaya geldi. Babası Gerondios zengin bir ailenin çocuğuydu ve putperestti. Kısa bir zaman sonra vefat etti. Böylece aziz küçük yaşta iken annesiyle beraber annesinin memleketi olan Filistin’in Lidda şehrine göç etti. Hristiyan olan annesi Polihronia oğlunun ruhi gelişimine çok önem verdi. Aziz 18 yaşına bastığında Roma ordusuna asker olarak alındı. Zeki bir insan olduğundan henüz 20 yaşında iken askeriyede binbaşı oldu ve herkes tarafından saygı görmeye başladı. O kadar önemli bir kişiliğe sahip olmasına rağmen hiç bir zaman içerisindeki Mesih İsa sevgisi sönmemişti.
O dönemde Hristiyanlara karşı savaş açılmıştı. Putperest kral askerlerine hristiyanlara işkence yapmalarını, onları hapse kapatlmalarını hatta putlara tapınmayı red edenlerin öldürülmesini emretti. Bir çok kişi Mesih adına şehit oldu. Kadın erkek yaşlı çocuk demeden hergün bir çok kişi ölüyor ama bu kişiler Tanrı’dan göklerin tacını kazanıyorlardı. Aziz Georgios Kral Dioklitianos’un emrine uymadı.
- Kralım sen bir katilsin! Sana hiç bir zaman dokunmamış ve zarar vermemiş olan suçsuz hristiyanları öldürtüyorsun.
Kral çok şaşırdı.hiçbir zaman sevgili binbaşısının ona böyle konuşacağı aklına gelmezdi.
- Georgios bu söylediklerine inanıyormusun? Sendemi Nazaret’liye inanıyorsun yoksa? Bu davranışın için seni cezalandırabileceğimi bilmiyormusun?
- Evet ben Hristiyanım ve senin cezalarından korkmuyorum çünkü Mesih bana güçveriyor.
Kral azizin bir direğe asılarak üzerine oklar atılarak bedeninin delik teşik edilmesini emretti. O anda mucize gerçekleşti. Oklar havada azize doğru giderken bazıları yön değiştiriyor bazılarıda yamuluyordu. Hiç bir tanesi azize değmedi. Kral bunun üzerine azizin karnının üzerine ağır bir taş konulmasını ve diğer günün sabahına kadar öylece hapiste bırakılmasını emretti. Sabah olduğunda kral azize fikir değiştirip değiştirmediğini sordu.
- Bana ne yaparsan yap dinimden dönmeyeceğim. Senin sahte tanrılarınada hiçbir zaman tapınmayacağım.
Kral azizin tahtadan yapılmış bir tekerleğe bağlanmasını emretti. Tekerlek dönerken alt tarafta bulunan bıçaklar azizin sırtını yırtmaktaydılar. Aziz bu işkenceye göğüs geriyor ve dua ediyordu. O sırada göklerden yıldırımlar düşmeye başladı ve bir ses duyuldu.
- Georgios cesur ol ben senin yanındayım!
O anda aziz elleri çözülü bir şekilde tekerlekten inmişti. Askerler korkarak hemen krala gittiler ve olanları anlattılar.
- Kralım Tanrı’sı gerçek biz de Ona inanıyoruz.
Kral ne yapacağını bilemez bir halde hemen iki komutanını yanına çağırarak azizi yakalamalarını emretti. Ancak onlarda bu mucizeyi gördüklerini ve bu yüzden onlarında Mesih’e inandıklarını ve kendisinin sözünü dinlemeyeceklerini söylediler. Bunun üzerine kral başka işkencecilere emir vererek Mesih’e inananların başının kesilmesini emretti. Ertesi gün kralın emri ile askerler azizi şehrin dışına götürdüler. Orada kireç ile dolu olan bir çukur bulunmaktaydı. Azizi üç gün orada yanması için içine attılar. Son gün askerler azizin bedeninden arda kalanları almak için çukura gittiler. Çukura vardıklarında azizin çukurdan canlı çıktığını ve ona hiç bir şey olmadığını gördüler. Putperestler mucizeyi gördüklerinde çok şaşırdılar ve bir çoğu hristiyan oldular. Kral bunu öğrendiği zaman işkencecilerden başka bir işkence hazırlamalarını istedi. Demirden yapılmış olan bir çift ayakabının ateşte kızartıldıktan sonra azize giydirilmesi emredildi. Ayakabıları giydiğinde yaralanması için koşmasını emrettiler. Aziz, Tanrı’nın sürekli olarak yanında olduğunu bildiğinden işkencye ve acılara göğüs geriyordu. O Korkunç işkencenin ardından Dioklitianos bir kez daha azizi yanına çağırdı. Azizin yaralanmamış bir şekilde yürüdüğünü gördüğü zaman korkarak azizi büyücü olmakla suçladı.
- Ben büyücü değilim, diye cevap verdi aziz, ama beni iyileştiren Tanrım’dır.
Bunun üzerine sinirlenen Dioklitianos azizin ucudundan kan gelene kadar acımasızca döülmesi için askerlerine emir verdi. Bunun ardından krallığının en güçlü büyücüsünü çağırarak azizi emirlerine uyması için büyülemesini yada büyüleriyle öldürmesini istedi. Büyücü iki zehir hazırladı. Bunlardan ilki azizin mantığının yok olmasına sebep olacak ikincisi ise ölümüne neden olacaktı. Kralın emri ile aziz ilk zehiri içti ve zarar görmedi. Daha sonra ikinci zehiri içmesi için emir aldı ama bir kez daha Mesih’in yardımıyla aziz sağlıklı kaldı. Bu büyücü benden daha güçlü, diye bağırdı büyücü Athanasios.
- Ben büyücü değilim. Sizin şaşırmanıza neden olan şey Mesih İsa’nın gücüdür. Sizde ona inanın.
Sarayda bulunanlardan bir kişi
- İnanmamızı istiyorsan öldürmüş olduğumuz hristiyanlardan bir tanesini dirilt o zaman
Diye seslendi azize.
Aziz İsa’nın şükredilmesi için ölüye yaklaştı ve dua ettikten sonra ölüye
- Mesih İsa’nın adına kalk!
O anda ölü dirildi ve herkes dilini yutmuşçasına sessiz kaldı. Bunun üzerine büyücü Athanasios kendisininde Mesih İsa’ya taptığını söyledi.
- Bende hristiyanım artık kralım, affet beni Georgios.
Dioklitianos’un askerleri olaydan korkarak büyücüyü ve dirili adamı alarak öldürdüler.
O gece aziz rüyasında Mesih’in onunla konuştuğunu ve ona cesaret verdiğini gördü. Sabahleyin Dioklitianos son kez azize putlara tapınmasını emretti. Aziz kraldan putların bulunduğu Apollon tapınağına gitmelerini istedi. Aziz tapınağa girdiğinde haçını yaptı. O anda haçın güçünden korkan şeytan şunları söyledi:
- Ben tanrı değilim! Sizin inandığınız bu putlarda gerçek değil hepsi sahte. Gerçek Tanrı Georgios’un bahsettiği kişidir.
O sırada büyük bir deprem oldu ve putlar yere dağılarak paramparça oldular. Gizli bir hristiyan olan kraliçe Aleksandra gürültüden uyandı. O anda kendisinde dinini açıklaması gerektiğini anlayarak tapınağa geldi.
- Georgios’un Tanrı’sı sen tek ve gerçek olan Tanrı’sın.
Dioklitianos karısının ve azizin cezasını hazırlarken bunu duyan annesi azizin yanına geldi ve yanına yaklaştı. Kral kadını gördüğü zaman kim olduğunu sordu.
- Bende oğlum gibi hristiyanım ve adım Polihronia.
Dioklitianos sinirlenerek kendisinide diğer şehit azizlerle beraber hapse kapattı. Kraliçe Aleksandra’yı öldürmeden önce aynı gece hapishanede dua ederken can verdi. Ertesi gün yani 23 Nisan günü azizin annesine kızartılmış demir ayakkabılar giydirdiler. O anda azizenin yüzünde parlak bir ışık belirdi ve ortalığı mükemmel bir koku kapladı. Azize böylece bedenini ve ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Daha sonra azizi öldürecekleri yere götürdüler. Aziz diz çöktükten sonra kafası kesildi. Aziz Georgios Kara ordusunun koruyucusudur. Yortusu bütün Ortodoks’lar tarafından 23 Nisan’da kutlanmaktadır. Aziz kutsal ikonalarında bir atın üzerinde bir yaratığı öldürürken görüntülenir. Tarihe göre anadoluda insan yiyen vahşi bir yaratık yaşarmış. O bölgenin putperest kralı kendilerinin tehlikede olmaması için yaratığa hergün bir çocuk verlmesini emretmişti. Bir gün kraliçeninde kızını yaratığa verme sırası gelmişti. O sırada aziz atın üzerinde gelerek kızı kurtardı ve yaratığı öldürdü. O andan itibaren oradaki tüm putperestler Mesih İsa’ya inandılar. Bir başka idiiaya görede yaratık putperestleri temsil eder.

AZİZE TEKLA - Αγία Θέκλα

Azize Tekla Konya bölgesinde dünyaya geldi ve ailesi saygıdeğer insanlar idiler. Annesi Teoklia zengin olmakla beraber putlara tapmaktaydı. Azize küçük yaşta iken ailesi onu önemli bir kişiliğe sahip olan Tamiri ile evlendirdiler. O dönemde Konya’ya Mesih İsa’nın öğrencilerinden biri olan Pavlos geldi. Mesih’in öğrencileri Tanrı’nın eğitisini insanlara yaymak ve onları eğitmek için göevliydiler. Öğrenci Pavlos Anadolu’nun ve Avrupa’nın bir çok şehrine gidiyor ve oralarda insanlara Tanrı’nın sözünü duyuruyordu. Yazdığı 14 mektup İncil’in içerisinde mevcuttur. Azize Pavlos’un eğitisini duyduğu zaman o kadar duygulandıki üç gün boyunca evinin camından Tanrı’nın kurtuluş sözlerini dinliyor ve başka hiçb ir şeyle ilgilenmiyordu. O zamanlar azize 18 yaşlarındaydı. Tamiris eşinin yalnızca Tanrı sözünü yayan Pavlos ile ilgilendiğini gördüğü zaman Pavlos’u cezalandırmak istedi. Bir çok kişiyi yanına alarak Pavlos’un bulunduğu yere gittiler. Pavlos’u yakalayarak bölgenin savcısına götürdüler. Orada Pavlos’u eğitisyle kocaları eşlerinden ayırmakla suçladılar. Böylece yargıç Pavlos’un cezasının kararlaştırılmasına kadar hapse atılmasını emretti. Azize Pavlos’a verilen cezayı öğrendiğinde hemen hapse giderek bekçilere altın ve pahalı eşyalar vererek Pavlos’a ulaşmayı başardı. Azize kimliğini açıkladıktan sonra Pavlos’tan onu Mesih İsa hakkında eğitmesini istedi. Aradan saatler eçmeden Tamiris eşinin hapishanede Pavlos’un yanında olduğunu öğrendi. Hemen yargıça giderek olanları anlattı. Bunun üzerine yargıç ikisini yargılamak için yanına çağırdı ancak yargıç herhangi bir suç bulamadığından onları cezalandırmadı. Bunun üzerine Tamiris’in toplamış olduğu halk ayaklanarak cezalandırılmalarını istedi. Azizenin annesi nefret içerisinde:
- Tekla’yı yakinki bütün kadınlar örnek alsınlar ve kocalarını terk etmemeyi öğrensinler.
Halktan korkan efendi azizenin yakılmasını emrettikten sonra Pavlos’un kamçılarla dövülmesini ve daha sonra şehirden kovulmasını emretti. Etrafta bulunan bazı çoçuklar azizenin yakılacağını duyduklarında odun ve tahta toplamaya gittiler. Daha sonra askerler azizenin elbiselerini çıkarttılar ve onu ateşe attılar. Aziz Tekla Mesih İsa adına acı çeken ilk kadın şehit olduğundan ona İlkşehit adı verilmiştir. Azize korkusuzca ateşin içine girdi. O anda gökler açılarak şiçşekler çakmaya yıldırımlar düşmeye başladı. Azizenin ölümünü izlemeye gelen bir çok kişi orada can verdi. Bunun üzerine Tanrı’ya şükreden azize hemen Pavlos’un yanına giderek onunla beraber yoculuğunda eşlik etti. Böylece azize Pavlos’un öğrencisi oldu. Tanrı’nın öğrencisinin bir diğer durağı Antakya idi. Orada Aleksandros adında zengin bir efendi yaşamaktaydı. Bu efendi azizeyi gördüğü zaman gücüne güvenerek azizeye saldırdı ve onu zorla öpmeye başladı. Azize cesaretle adamı iterek:
- Bırak beni Tanrı korkusu bilmez adam. Ben Konya’da zengin biriydim ve Tanrı yolunda yaşamak istediğim için beni oradan kovdular bu yüzden benden uzak dur.
Daha sonra azize adamın elbisesini çekerek yırttı. Aleksandros bu harekete o kadar sinirlendiki komutanlarından bir tanesi onu öldürmesi için emir verdi. Komutan azizeyi ölüm gününün belirlenmesi için Sezar’ın akrabası olan Trifena adında bir kadına teslim etti. Bu kadın saygıdeğer bir insandı ve kısa bir zaman önce kızı vefat etmişti. Azizeyle konuştukça onu kızı gibi hissediyor ondan ayrılmak istemiyordu. Üç gün sonra Aleksandros’un emriyle askerler azizeyi alarak Antakya tiyatrosuna işkence yapmaya götürdüler. Trifena hiç bir şeye aldırmadan sanki kendi kızıymış gibi ağlayarak azizeyi arkadan takip ediyordu. Stada vardıklarında askerlerden bir tanesi azizeyi aç bir aslanın önüne attı ama aslan Tanrı isteği ile sakinleşerek saygı gösterisi olarak azizenin yanına gitti ve ayaklarını yaladı. Bu gösteriyi izleyen halk hemen hristiyan oldu ve azizeye saygı duydular. Böylece Trifena stada girerek azizeyi aldı ve tekrar evine götürdü.
Anı gece Trifena’nın vefat etmiş olan kızı ona rüyasında görünerek şunları söyledi:
- Anneciğim Tekla’yı kızınmış gibi sev çünkü o benim Haklılar mekanına konulmamı isteyebilir.
Trifena korku içerisinde uyanarak azizeye şunları söyledi:
- Tekla kızım lütfen kızımın ruhu için dua et çünkü bu onun isteğidir.
Aziz Tekla kadının bu isteğine uyarak Tanrı’ya kızının ruhunun cennete kabul edilmesi için dua etti. Bir diğer yandan Aleksandros’un nefreti bir türlü bitmek bilmiyordu. Bir kez daha tutuklanarak vahşi hayvanların arasına atılmasını emretti. Kısa bir zaman önce azizeye zarar vermeyen aslan azizeyi bu seferde mucizevi bir şekilde kendisi korudu. Ayı azizeyi öldürmek için saldırdığında aslan ayıya saldırarak öldürdü. Başka hangi hayvanda azizeye saldırıyorduysa aslan onları kovuyordu. Daha sonra azizeyi vahşi boğalara ettılar ancak bir kere daha hayvanlar azizeye dokunmadılar. Gördüklerine çok sinirlenen Aleksandros azizenin yırtıcı balıkların bulunduğu bir göle etılmasını emretti. Azize suya etılırken şunları söyledi:
- Baba Oğul ve Kutsal Ruh adına bu sularda vaftiz oluyorum. Bu benim günahlarımın bağışlanması için ve sonzuz hayata kavuşmam için.
Böylece hiç bir zaman vaftiz olmamış olan azize vaftiz olarak hristiyan oldu. İnancı sayesindede Tanrı bunu kabul etti. Trifena bütün bu mucizeleri gördüğünde kendinden geçerek bayıldı. Aleksandros Sezar’ın akrabası olan Trifena’nın başına gelenleri Sezarın öğrenmesinden korktuğu için azizeyi serbest bıraktı. Böylece azize memleketine dönerek Hristiyanlığı eğitmeye başladı. Kocası Tamiris vefat etmiş annesi ise hayattaydı. Annesinin taş kalbini yumuşatmak ve Mesih’i annesine her ne kadar anlatmaya çalıştıysada tüm çabaları boşunaydı. Bunu üzerine şehrinden ayrılan azize bir çok şehire giderek Tanrı sözünü insanlara duyurdu ve bir çok putperest Gerçek Tanrı’ya inanarak vaftiz oldular. Azize Tekla kilisemiz adına büyük bir iş yaptığından kilisemiz onu Mesih’in öğrencileriyle eş değere getirdi. Azize bir gün bir yolu takip ederken Selefkias bölgesindeki Kalamon dağına vardı. Bunun Tanrı isteği olduğunu anlayarak kendine bir mağara bularak orada dua ve oruçla yaşamaya başladı. Bir çok insan ona gelerek öğüt alıyordu azizede onları sevgiyle eğitiyordu. Tanrı azizeye insanları iyileştirme özelliği verdiğinde azize bir çok hastayı tedavi etti. Aralarında körler sakatlar ve daha bir çoğu bulunmaktaydı. Putperestler azizenin Tanrıça artemisin elçisi olduğunu zannettiler. Hatta akılsızlar azizenin yaptığı mucizelerin tanrıçadan olduğunu sandılar onu kıskandıkları içinde bazı gençlere para ödeyerek azizenin temiz ruhunu bozmak istediler. Azize gençleri gördüğü zaman olacakları anladı ve onu koruması için Tanrı’ya dua etti. Duasının ardından mağaranın içindeki bir taş ikiye yarılarak azizenin bedenini yarısına kadar kapladı gençler ise şaşkın bir halde şehirlerine geri döndüler. Azize 90 yaşında gözlerini kapadı. Azize Tekla’nın yortusu kilisemiz tarafından 23 Eylülde anılmaktadır.