Αναζήτηση αυτού του ιστολογίου

Τρίτη 19 Μαΐου 2009

ZAKİNTHOS’LU AZİZ DİONİSİOS - Άγιος Διονύσιος

ZAKİNTHOS’LU AZİZ DİONİSİOS

ÖN SÖZ

Zakinthos’lu Aziz, Genç Aziz Dionisios, zamanımıza o kadar yakın ve mucizeleri o kadar biliniyorlar ki, bugün için bile Zakinthos’ta meydana geliyorlar. Böylece de, bir kişinin, onun kutsal hayatını tanıması değerdir.
Zeki ve keskin zekâlı biri olarak, rahip olmaya karar verir. Kısa bir zamanda, Egina Piskoposu seçilir. Ancak, her çeşit insanî şöhret ve iktidarı bırakır ve rahiplik hayatına yeniden döner.
Onun aziz, mübarek ve kusursuz hayatı, çağdaş toplumları istilâ etmiş olan kötülük ve günaha karşı pozitif bir protesto idi. Bu da gösteriyor ki, Hıristiyan inancına göre bir hayat, her mevsim ve çevrede mümkün olduğudur.
Aziz Dionisios’un fazileti, çok çok yükseklere çıktı. İsa Mesih’in örneğini hayrete şayan bir biçimde, candan ve yürekten taklit ederek, kardeşinin katilini affeder. Kardeşinin katilini affetmekle kalmayıp, akrabalarının intikamından kurtulması için, onun kaçışına yardımda bulunur. Tevekkül ve affetmesi, insanı hayrete düşürecek cinsten. Onun için de Allah onu bol bol mükâfatlandırdı. Sadece vefatından sonra değil de, hayatta iken de ona mucizevî yetenekler verdi.
Bugün de, birçok insan onun arabuluculuğuna koşarlar ve Azizden hastalıklara şifa ile başka çeşit yardım da dilerler. Allah da nerede gerçek bir iman görürse, Azizin arabuluculuğuyla mucizeler yaratıyor. Bu da, gerçekten, Kontakion’unda da dediği gibi: «Muhtaç olanlara samimî - sıcak ve sürekli tehlikede bulunanlara bir koruyucu azizdir».


AZİZİN HAYATI

Genç Aziz Dionisios, 21 Haziran 1547 tarihinde Zakinthos’ta, dindar ve asil bir aileden dünyaya geldi. Babasının adı Mokios Siguros ve annesinin adı da Pavlina idi.
İlmini, dindar ve bilge kişiler (öğretmenler) yanında aldı. Geniş görüşlü ve zeki bir ruha sahip olduğu için, bu dünyanın geçici ve boş olduğunu, ruhun da ölmez ve ebedî olduğunu anladı.
Böylece, kendisi için, bir İsa Mesih askeri olmaya karar verdi. Dünya işleri ve yaşamsal ilgiler, onu Allah’ın hoşuna gidecek işleri yapmaktan alıkoydukları için, insanlardan uzaklaşmayı ve Allah’ına hizmette bulunmayı kararlaştırdı.
Baba, anne, vatan ve zenginliği bir kenara itip, Zakinthos’un karşısında ve güneyinde bulunan Strofades adalarındaki manastıra gitti.
Orada, keşiş kuralları gereği, deneme süresini geçirdikten sonra, artık keşiş elbisesini giydi. Aziz, yaşça genç olmasına rağmen, fazilette, kendisinden çok daha yaşlı ve erdemli kişileri bile geçiyordu. Maneviyatla ilgili kitaplar okuyarak geç vakitlere kadar uyumaz ve böylece de Allah’a hamdüsena ve şükrediyordu. Bedeninin arzu ve isteklerine gem vurmak için günlerce oruç tutuyordu. Faziletinden dolayı, Rahip olarak atanmaya uygun görüldü.
Kutsal yerlere gidip ibadet etmeyi arzu ettiğinden dolayı, Başrahip ve diğer keşişlerden izin alarak Kiklades ve On İki Adalar’ında gemi bulmak için gitti. Gemi bulmaya giderken Atina’dan da geçti. Rahip kurallarına göre, o bölgenin Başrahibine secde etmeğe gitti. Başrahip ise, Aziz Dionisios’un iyi şöhretini duymuştu ve kendisinden, Egina Başpiskoposluğunu alması için teşvikte bulundu.
Aziz, alçak gönüllü biri olduğu için bazı itirazları vardı ve o görevi üzerine almayı istemiyordu. Ancak, Başrahip, ona baskı yaptı ve sonunda bu görevi üzerine almayı kabul etmekle geri adım attı.
Başrahip, Egina din adamları ve halkına bir mektup yollayarak, aday olan Aziz Dionisios’un şahsiyetini analiz ediyordu. Egina’nın tüm halkı, Allah tarafından kendilerine böyle aziz bir kişi yollanıldığı için, Allah’a şükrettiler ve kendisini bir ruhanî önder ve öğretmen olarak kabul ettiler.
Böylece, Aziz Dionisios, Egina Piskoposu olarak atandı. Din kardeşlerine tavsiyeler ve ruha fayda getiren örneklerle dersler vermeye hiç durmadan hep devam etti. Bununla, din kardeşlerinin ruhlarını yüceltmek istiyordu. Nasihat yaptığı yerlere, mıknatısın demiri çekmesi gibi, insanları oraya topluyordu.

Piskoposluk makamından istifa ediyor

Uzunca bir zaman orasını idare ettikten sonra, halkın ona olan övgüleri, kendisini kibrin uçurumuna düşürür korkusu yüzünden istifasını sunmayı düşündü. Koltuğuna değerli bir halef bırakarak, Zakinthos’a dönmeye hazırlandı.
Din kardeşlerini kutsadı, manevî düşmanlardan kendilerini Allah’ın koruması için dua etti, kendileriyle vedalaştı ve kaçtı.
Vatanına geri döndüğü vakit, piskoposluk makamının boş olduğunu gördü. Patrikhaneden gelen bir mektupla, o bölgeyi, seçim yapılana dek, bir vasi olarak idare etmesi emredildi. O vakit Patrik, İeremias idi.
Aziz Dionisios, daha fazla, hemşehrilerini memnun etmek için kabul etti. Ki onlar, Patrikhaneden gelen emri kabul edip uymasına çok rica ettiler. Başka bir kişi o makama seçilir seçilmez, Aziz Dionisios o yeri bıraktı ve sakinleşmesi için uygun olan Theotokos tis Anafonitrias manastırına gitti.
Orada, ruhunu arındırmak için, dua ederek ve oruç tutarak yaşadı. Aziz Dionisios, ruhunu aziz ve mübarek bir biçimde Allah’a teslim etmek istiyordu.
Birçok faziletlerinden biri de sadaka idi. Her sene, Paskalya günlerinde, içi buğday, bakliyat, kuzu ve daha başka yiyeceklerle dolu büyük bir kayığı, manastırdan, memleketteki fakirlere dağıtılmaları için gönderiyordu.
Sadece sözlerle öğretmeyip, manastırdaki rahipleri örnek gösteriyordu. Onlara, keşiş olmayı ve melek biçimine girmeye karar aldıkları zaman, verdikleri sözlerin hiçbirinden caymaya cesaret etmemeyi, keşiş idare biçiminin bütün emirlerini tutmalarını da teşvik ediyordu.

Kardeşinin katilini affedip ona yardım da etti

Yanı başındaki insan için, kalbinde kök salmış olan sevgi o kadar çoktu ki, tabiat kanunlarını bile aştı.
Şehrin beyi sayılan ve de dinine bağlı olan, Aziz Dionisios’un çok sevdiği Konstantinos adındaki kardeşini, yabancı biri öldürmeğe cesaret etti. Katil, maktulün akrabalarının gücünden korktuğu için, hayatını kurtarma amacıyla hali yerlere gitti.
Sonunda, katil, Anafonitrias manastırına gitti ve manastırındaki başkeşişin de maktulün kardeşi olduğunu bilmeden, korkusundan yarı ölü gibi bir durumda, başkeşişin ayaklarına kapılır. Aziz Dionisios’a, onu emin bir yere saklaması için yalvarır. Aziz Dionisios kendisine ne olup bittiğini sorar. Katil de diyor ki: “Siguros beylerinden kurtulmak için kaçıyorum” der. Çünkü o, onlardan Konstantinos’u öldürmüştü de ondan. Aziz Dionisios derin bir iç çekti ve gözlerinden iki gözyaşı aktı. Sonra da dedi:
- Hey insan! O güzel bey sana ne yaptı ki sen onu kaksız yere öldürdün?
Bu durumda, Aziz Dionisios, kardeş sevgisinin baskısı altında, ondan intikam almayı isteyecekti. Ancak, Allah’ın emrine sadık biri olarak, ki düşmanlarımızı bile sevmemizi emreder, onu cezalandırmak şöyle dursun, önce kendisine, sanki o katil Azize büyük yardımda bulunmuş biriymiş gibi, gereken yardımı yaptıktan sonra o katili gizli bir yerde sakladı.
Az bir zaman sonra, Azizin akrabalarından ve silahlı olarak da manastıra gelirler. Aziz Dionisios onlara geliş ve üzüntü sebebini sordu. Onlar da, gözlerinden yaşlar akarak, kardeşinin haksız yere öldürüldüğünü söylerler. Aziz Dionisios’a da, katili öldürmek için onu aradıklarını ve oradan geçip geçmediğini ona sordular.
Aziz Dionisios onlarla birlikte kardeşinin ölümü için ağladı. O gelenlerin de bir an evvel oradan uzaklaşmaları ve katili kurtarmaya zaman bulması için tam olarak kimin olduğunun tespitini yapmalarını istedi ve onları geri yolladı.
Akrabaları gider gitmez, katili saklı yerden çıkardı ve bütün gerçekleri kendisine açıkladı. Sonra ona bir baba gibi tavsiyede bulundu ve onu tövbeye getirdi. Onu düzeltti, onu affetti ve sonra da onu denize götürdü. Orada ona yolculuk için gerekenleri, kayık ile yiyecek verdi. Kurtulması için de onu başka yere gönderdi.

Mucizevî istidat. Nehri geçişi.

Allah, fazileti için onu mucizevî istidatlarla donattı. İlâhî yardımla bir sürü mucizeler yaptığını söylerler.
Aziz Dionisios’un bir diyakozu vardı. Adı Daniil olup Trikala şehrindendi. Onu küçük yaştan beri yanında bulundurmuş olup aynı zamanda onun atamasını da o yapmıştı. Maiyetindeki en samimi arkadaşıydı da. Günün birinde, Aziz Dionisios bir işi için memleketine gitmek istedi. Diyakoza de der:
- Daniil, şehre gideceğiz.
- Despotum, hava çok berbat, yağmur yağacak.
- Allah’ın yardımıyla biz bir çekilelim ve sen de engel koyma.
Böylece de memlekete çekildiler. Manastırdan daha fazla uzaklaşmadan yağmur yağmaya başladı.
Sonra da o vakit diyakoz der:
- Despotum, ben demedim mi, yağmur yağacak diye? İyisi mi biz geri dönelim, daha iyi olur. Çünkü zaman geçtikçe yağmur da şiddetleniyor.
- Daniil, biz işimize gidelim ve bize hiçbir şey de olmayacak.
Bu arada, saatler geçtikçe yağmur da şiddetini artırıyordu. Ama garip bir biçimde, yağmur, ne Aziz Dionisios’un ne de diyakozun elbiselerini ıslatıyordu.
Yolda, geçmeleri gereken bir dereye rastladılar. Dere, yağmur sularından taşmış bir durumda idi. O vakit diyakoz diyor:
- Şimdi Despotum, dereyi nasıl geçeceğiz?
- İman dolu olan Aziz Dionisios, ona diyor: “İsa Mesih adına beni takip et ve de hiç tereddüt etme”.
Dereye yaklaştıkları zaman, derenin suyu hem beri tarafta hem de öteki tarafta, onlar ikisi de geçinceye kadar durdu. Onların ayakları bile ıslanmadı.
Aziz Dionisios, diyakozun hayretler içerisinde kaldığını görünce, kendisine, bu gördüklerini kimseye söylememesi tavsiyesinde bulundu. Aziz Dionisios’un ölümünden sonra, diyakoz, Allah’ın adına itibar kazandırmak için bu mucizeleri söyledi.

Çürümemiş olan naaşı aforozdan kurtarır

Aziz Dionisios şehirde bulunduğu vakitte, yabancıların Agios Nikolaos kilisesinde bir mezarı açmışlardı. Bu kilisenin adı da, burada yabancılar defnedildikleri için yabancıların adını almıştı. Bu kilise, Zakinthos’un başkilisesi idi. Bu mezara başka bir naaşı defnetmeleri söz konusuydu. O mezarda, seneler önce vefat etmiş olan bir kadının çürümemiş olan naaşını buldular. Naaşı hiç çürümemiş hatta elbiseleri de tamdı. O kadın, bir aforoz ilişkisi-bağıyla ölmüştü. O kadının akrabaları gidip Aziz Dionisios’un ayaklarına kapıldılar ve af duasını gidip okuması için kendisine yalvardılar.
Gece vakti, Aziz Dionisios, diyakoz ve o mahallenin kilise papazı ile oraya gittiler. Kadının naaşının mezardan çıkarılmasını istediler ve naaşı da mezardan dışarı çıkardılar. O naaşı, kilisenin sandalyelerinin birinde, ayakça durur bir duruma koydular. Aziz Dionisios, papaz atkılarını giyerek uzunca bir zaman diz çökerek dua etti. Aziz Dionisios duayı okuyordu ki, naaş sanki canlı biriymiş gibi bir durumda olduğu anda, başını, onu kurtaran Aziz Dionisios tarafına doğru ibadet eder gibi eğdi ve yere düşerek toprakla kemik durumuna gelerek dağıldı.
Aziz Dionisios, orada bulunanlara, bu durumu, hayatta olduğu müddetçe kimseye söylememeleri yönünde tavsiyede bulundu. Buna benzer mucize de, Katastario köyünde aforoz edilmiş olan bir erkek naaşına da yapmıştı.

Mucizeyle batıl itikatları feshediyordu

Aziz Dionisios’a akraba olan zengin bir bey, Aziz Dionisios’un yanında bulunan önemli şahsiyetlerle beraber, din adamları olan ve olmayan, deniz yoluyla, deniz kenarında olan Voidi denilen yerde, Agia Triada manastırına gitmeleri için davet etti.
Küçük bir vapura bindiler ve hareket ettiler. Vapurun içinde balık ağlarını atan balıkçılar da vardı. Onlar, din adamlarını görür görmez, batıl ve hurafe olan, güya din adamını gören bir kişinin işi iyi gitmeyeceğine inandıkları için gizlice homurdanmaya başladılar. Voidi denilen yere gittiler ve dinlenmeleri için de manastıra yerleştiler. Balıkçılar ağlarını attıkları halde ve de hiçbir şey tutamadıkları için, uzunca bir zaman sonra döndüler ve din adamlarının aleyhinde konuşarak homurdanmaya başladılar. Bey, bu olayı öğrendi ve çok da üzülmüştü. Aziz Dionisios, beyin üzgün olduğunu gördü ve nedenini sordu. Bey, kendisine bu kaba insanların hurafelerini anlattı.
Aziz Dionisios bunları işittiği vakit çok üzüldü. Balıkçıları çağırıp ağlarını toprağın üstüne sermelerini istedi. Aziz Dionisios papaz atkısını üzerine koydu ve bir dua yattıktan sonra da onları kutsadı. Sonra da kendilerine dedi:
- Denizin o bölgesine gidin - ve parmağıyla o yeri göstererek - ve ağlarınızı denize atın, orada çok balık tutacaksınız.
Onlar da Aziz Dionisios’a dediler:
- Despotumuz, biz, senin duanla işlemeğe gideceğiz. Ancak, bize göstermiş olduğunuz yer balıkların bol olduğu yer değil ki, biz orada hiçbir zaman balık tutmadık. Biz balıkların gizlendikleri yerleri bildiğimiz için, aklımıza göre daha iyi olan yerlere ağlarımızı atacağız.
O vakit Aziz Dionisios kendilerini azarlarcasına şöyle der:
- Ağlarınızı, benim dediğim yere atmanızı isterim.
Bey müdahale eder ve kendilerine der:
- Aziz Dionisios’un dediği olsun lütfen. Onun emrine karşı gelmeyiniz.
Hiç istemedikleri halde denilen yere gittiler ve ağlarını oraya attılar. O kadar çok balık tuttular ki onları kayığa koymakta zorluk çektiler. O vakit mucizeyi anladılar ve karaya geri döndüklerinde Aziz Dionisios’un ayaklarına kapılarak hatalarından dolayı kendisinden özür dilediler. Aziz Dionisios onları affetti. Din adamlarına saygılı olmalarını ve de kafalarındaki buna benzer zararlı ve batıl inançları atmaları yönünde tavsiyede bulundu.

Basiret kabiliyeti

Aziz Dionisios’un mucize yapma kabiliyetinden başka, bir de basiret yeteneğine sahipti. Bu da, günah çıkarmak için giden bir keşişte göründü. Bu keşişin adı Pangratios’tu. Aziz Dionisios’un faziletlerini duyduğu için, bir gün günah çıkarmaya gitti.
Günah çıkarma işlemi bittiği an, Aziz Dionisios ona sordu:
- Bana söylenecek başka bir şey hatırlıyor musun?
- Hayır despotum, hatırlamıyorum.
- Bak evlâdım, iyi düşün, dikkatsizlik yüzünden bana söylenmemiş bir günahın olup da sonra düzeltilmemiş olarak kalmayasın. Onun için biraz dur ve düşün, ne yapmışsan, bana göre, sanki tam iyi bir günah çıkarma yapmadın gibime geliyor.
Keşiş durup uzun zaman düşünür ve cevap verir:
- Despotum Aziz Dionisios, daha başka bir şey aklıma bir türlü gelmiyor. Bana bağışlamayı ver ki seni daha fazla yormuş olmayayım.
O zaman Aziz Dionisios, günah çıkarmaya gelen kişinin, insan olarak en büyük günahını söylemeden gideceğini görünce, sert bir tavırla ona der:
- Hatırlamaz mısın, filan gün dinsel tören esnasında, filanca kilisede, dikkatsizlik ve ihmalden dolayı Timios Margaritis’in yere düştüğünü?
Keşiş, Aziz Dionisios’un ağzından bu gibi sözleri duyar duymaz, hemen hatırladı ve Aziz Dionisios’un basiretinden ötürü hayretler içerisinde kaldı. Pangratios, göz yaşları içerisinde, Aziz Dionisios’un ayaklarına kapılarak kendisinden af diledi ve kendi hatasını da ifşa etti.
Aziz Dionisios onun tövbesini kabul etti ve kendisini affetti.

Aziz Dionisios’un sonu

Aziz Dionisios’un daha başka hayret dolu işleri de var. Böylece meleklere şayan bir hayat yaşayarak artık ileri yaşlara vardı. Gök yüzüne çıkma anı geldiğinde, vefat edeceğini anladı ve manevî evlâtlarına bunu söyledi. Onları kutsadıktan sonra, tavsiyelerde bulunup son defa da öptükten sonra, 17 Aralık 1622 yılında ruhunu teslim etti.
Kutsal naaşını, arzusu da olduğu üzere, keşiş olduğu Strofades manastırına gönderildi.
Çok zaman geçmemişti ki, Başkeşiş ve daha başka keşişlerin rüyalarında çok defa göründü. Keşişler bu rüyayı ilâhî vahiy olarak addettiler. Onun mezarına gittiler, mezarını açtılar ve kutsal naaşını, elbiseleri bile çürümeden, aynen gömdükleri gibi olduğu bir durumda buldular. Mezar açılır açılmaz, harika bir koku etraftaki havayı sarmıştı.

Vefatından sonraki mucizeler

Aziz Dionisios’un naaşını huşu içerisinde, Metamorfosi kilisesinin dış dehlizine götürüp onu özel bir lâhde koydular. Kilisenin koruyucusu haline geldi ve her gün mucizeler yaratıyordu. Çok defa, kuraklık günlerinde, Pederler aziz naaşı ile yağmur duası yaptılar ve hemen derhal susamış olan toprağı yağmur suluyordu.
1645 yılında, Türklerin donanması, Strofades’ten geçip Kriti(Girit)’nin Kidoniya şehrine geçeceği zaman, barbarların keşişlere herhangi bir zarar vermesinden korktukları için, naaşını ve manastırın eşyalarını alıp, korunma amacıyla Zakinthos’a götürdüler. Dahası, koyun ve diğer hayvanları da aldılar.
Zakinthos’taki manastır arazisine vardıkları vakit, bütün hayvanlar kör oldular. O zaman pederler kutsama yaptılar ve Aziz Dionisios’un ellerini kutsanmış olan suya değdirdiler. Sonra da bu sudan o kör olmuş hayvanların üstüne su serptiler ve bütün hayvanların gözleri açıldı.
Zakinthos’ta Aziz Dionisios’un bir evi vardı ve Anafonitrias manastırından memleketine indiği zamanlarda orada kalıyordu. Aziz Dionisios’un vefatından sonra, Aziz Dionisios’un mirasçısı olan bir bey evi kiraladı. Ev eskiydi ve yakın zamanda yıkılacağına benziyordu. Fakat bey, Aziz Dionisios’a olan sevgisi yüzünden orada kalmaya devam ediyordu.
1661 yılında meydana gelen korkunç depremlerin evi yıkma tehlikesi yüzünden birinci kata indi, ta ki evden daha kolay kaçabilsin diye.
Bu korkulu zamanda, gecenin birinde, beyin karısı olan Eleni, rüyasında Aziz Dionisios’u şöyle görür: Aziz Dionisios diyakozu ile birlikte evin üzerine çıktığını, küçük kutsama ayinini okuduktan sonra, eve kutsanmış su serptiğini ve beyin hanımına şöyle der:
- Hanım, sen artık korkma.
Kadın hemen kocasını uyandırdı ve ona bu rüyasını anlattı. Kocası da, Aziz Dionisios’un bu evi koruması altında devamlı tutacağını anladı. Böylece, bütün evde hiç korkusuz kaldılar ve en küçük bir zarara bile uğramadılar, ne o depremde ne de meydana gelen başka depremlerde.

Depremi önceden haber verme
Keşişin kurtuluşu

Aynı manastırdan, Matheos adında Aziz Dionisios’un hayranı olan bir keşiş, bir gece rüyasında Aziz Dionisios’u görür ve ona der:
- Matheos, Başkeşiş Nektarios’a söyle, diğer keşişlerle birlikte dikkatli bir biçimde kendisini korusun, çünkü sekiz gün sonra büyük bir deprem meydana gelecek ve manastırda da büyük zarar olacak.
Ancak keşiş, bu rüyayı basit bir rüya addederek kimseye bir şey söylemedi. Aziz Dionisios’un dediği gibi, sekiz gün sonra büyük bir deprem oldu. Binaların çoğu yerle bir oldu. Manastırın şahane kulesi bile düştü. Bu kulenin üzerinde, o gün nöbet tutan bir keşiş vardı. Korsan ve hırsızlar tehlikesine karşı nöbet tutma adeti vardı.
Kulenin bir parçası düştüğü anda keşiş de beraberinde düşüyordu. Hemen o anda Aziz Dionisios’un yardımını diledi ve çok yüksekten yere düştüğü halde kendisine hiçbir şey olmadı.

Eşraf hanımı Angela’nın tedavisi

Aziz Dionisios’un akrabası olan Angela adında bir eşraf hanımı, inme hastalığından çok ağır bir şekilde hastalanıp konuşamaz bir duruma düştü. Bütün tecrübeli doktorlar tedaviyi yapamadılar. Hanımın akrabaları, Aziz Dionisios’un ayak parmağını getirip bu parmakla hanıma haç çıkardılar. Angela hemen tedavi oldu.
Kutsal naaşının bu parmağını Strofades Manastırından Zakinthos’a, halkın onu koruması için yollamışlardı. Çünkü, Hıristiyanın biri, oraya ibadet etme amacıyla gittiğinde, bu parmağı almak için gizlice kesmişti. Ancak dışarıya çıkmağa kalktığında, hiç kimse görünmediği halde, parmağı kesen kişi dışarıya çıkamayıp engelleniyordu. Böylece yaptığını söyledi ve parmağı bıraktı.

Büyük mumlarla mucize

İbadet niyetiyle giden bir ziyaretçi, kilise kayyumu Methodios’a Aziz Dionisios’un naaşı önünde yakması için bir büyük mum verdi. Ancak Methodios bu işi ihmal etti ve mumu yakmadı. O gece rüyasında, Aziz Dionisios’un da naaşının bulunduğu kilisenin dış dehlizine girdiğini gördü ve Aziz Dionisios dönüp kendisine der:
- “Git buradan”.
O vakit korkmuş bir durumda uykudan uyandı. Hücresinde asılı olan büyük mumu gördü. Hemen kalktı ve korkuyla onu yaktı. Aziz Dionisios’tan da af diledi. Ertesi akşam da yine Aziz Dionisios’u rüyasında gördü, ancak bu defa ona hayır dua ediyordu.
Başka bir defasında da, manastırın kayığı Zakinthos’tan döndüğü vakit, hayır sever bir Hıristiyan, keşişlere başka bir büyük mum vermişti. Ancak bu büyük mum, yolda, onlar hiç görmeden, mum denize düşmüştü. Strofades’e vardıklarında büyük mumu bulamadılar ve onu Zakinthos’ta unuttuklarını sandılar. Az bir zaman sonra kayığı karaya çektiler ve kayığın kıç tarafında büyük mumun yapışık olduğunu gördüler. Bütün yolculukları boyunca, onları böyle takip etmişti.

Çeşitli mucizeler

Cinler tarafından çarpılmış yabancı bir kişi, oradaki manastıra gitmişti. Manastırdaki keşişler onu, Aziz Dionisios’un kandilinin yağından yağladılar, Megas Vasilios’un cinleri kovma duasını da okudular ve o adam da iyileşti.
Dindar bir kadının dört tane kızı var olup, erkek evlâdı yoktu. Bir zamanlar Aziz Dionisios’un akrabalarıyla konuşmuştu ve onun mucizelerini duymuştu.
Aziz Dionisios’un kendisine bir erkek evlât bağışlaması için dua ediyordu. Bir zaman sonra Aziz Dionisios’u rüyasında görür ve Aziz Dionisios da şöyle der:
- Benden ne istiyor ve bana rica ediyorsun? İsteğinde başarı sağlayabilmen için, Strofades’e git, matzurana denilen bir bitkiden al. Kilisenin de vaaz kürsüsüne açılan merdivenli kapının arkasında bulunandan da al. Bunları iç ve sonra oğlan doğuracaksın.
Bayan, Aziz Dionisios’un dediğini yaptı, oğlan doğurdu ve adını İoannis koydu.

Şüpheci Başkeşişe, Dionisios’un Aziz olduğunun kanıtı

Bir zamanlar, manastırda Başkeşiş, Meni’den Daniil idi. Bu kişi daha sonra memleketinde Başpapaz da oldu. Bu zat, Dionisios’un aziz olma durumundan çok şüphe ediyordu. Birçok defa kendi kendine şöyle diyordu: “Dionisios, bizim kendisini Azizlerin bulunduğu yere koyduğumuz gibi gerçekten orada mı acaba?”.
Allah, Başkeşişin kafasında var olan bu tereddüdü çıkarmak istiyordu. Gecenin birinde, Daniil uyuyordu ki, bir an, hayır dua etmesi için, hücre kapısının zangoç tarafından çalındığını zannetti. Bu da orada, sabah ayini için bir alışkanlıktı. Az bir zaman sonra uyanıp kalktı. Gerçekten de hayır duasını verdiğini zannederek kendi kendine söylendi: “Uyku beni nasıl yendi? Şu kadar saattir, zangoca kaldırmasını söylemiştim. Pederler şimdi başlamaları için kilisede beni beklemektedirler”.
Acele olarak giyindi ve kiliseye çekildi. Dış dehlizin kapısına vardı, ki o da Aziz Dionisios’un lâhdinin hemen karşısında idi. Orada, Aziz Dionisios’u, lâhdin dışında, ayakta, beyaz papaz elbiseleri giymiş iki papaz arasında durduğunu görür. Orada onların omuzlarına Aziz Dionisios dayanıyordu. Yanlarında da papaz giysisi giymiş iki diyakoz vardı. Bunlardan bir tanesi Aziz Dionisios’a papaz giysilerini giydiriyor ve diğeri de onu tütsüleyerek diyordu: “Sevincimden ruhum uçuyor vs.”. Aziz Dionisios’un sağ tarafında bulunan papaz, Başkeşişe bakarak der:
- Şimdi inandın mı yoksa hâlâ tereddüt mü ediyorsun?
Başkeşiş, bu sürpriz olaydan korkmuş bir durumda kiliseden dışarı çıktı. Ancak pişman oldu ve ne olup bittiğini görmek için yine geri döndi. Dış dehliz kapısına vardığında bir de ne görsün, Aziz Dionisios kendiliğinden lâhdine gittiğini ve de içine girdiğini gördü. Hemen o anda büyük mumlar söndü, papaz ve diyakozlar da oradan kayboldular.
O vakit Başkeşiş hücresine düşünerek ve de sarsılmış bir durumda döndü. Aziz Dionisios’un gerçekten aziz olduğuna Allah’tan kendisine gösterilmişti.
Az bir zaman sonra, gerçekten zangoç, sabah ayini için hayır duasını almağa geldi. Başkeşiş, zangocun faziletli biri olduğunu bildiği için, kendisine başından geçenleri anlattı. Bu olayı başka pederler de haber aldılar ve de Aziz Dionisios’un gerçekten kilise azizlerinin oldukları yerde olduğu kanısı hasıl oldu. Başkeşiş, Allah ve Aziz Dionisios’tan bağışlanmasını istedi ve o artık Aziz Dionisios’un aziz olduğunu her yerde anlatmağa başladı.
Kilisemiz tarafından anısının 17 Aralıkta kutlandığı Aziz Dionisios’un hayatı ve bazı mucizeleri de bunlardırlar.

ZAGLİVERİNİ AZİZE AKİLİNA - Αγία Ακυλίνα από το Ζαγκλιβέρη

ZAGLİVERİNİ AZİZE AKİLİNA

Azize Akilina 1745 yılında Türklerin Yunanlılarla bir arada yaşadığı Selaniğin Zagliveri köyünde dünyaya geldi. Ailesi saygıdeğer insanlar idi ve kızlarına daha küçük yaştan Tanrı yolunda ve terbiyeli bir şekilde yaşamayı öğrettiler. Daha küçük yaştan azize Akilina Mesih İsa’yı o kadar çok sevdiki ona hergün dua ediyor Ondan Tanrı’yı hiç bir zaman red etmemesi için yardım istiyordu. Bir gün azizenin babası türk olan komşusu ile kavga ederken sinirinden ona sert bir şekilde vurarak onu öldürdü. Bunun üzerine köyün türk olan bekçileri onu yakalayarak Selanik’in paşasına onu yargılaması için götürdüler. Paşa adamın korktuğunu görünce ona şunu önerdi:
- Sana dinini değiştirip türk olmanı öneriyorum. Yalnızca o zaman seni affedebileceğim. Aksi takdirde komşunu öldürdüğün gibi bende seni öldüreceğim.
- Paşam hemen şu anda Türk olacağım yeterki bana bir kötülükte bulunma.
Böylece azizenin babası dinini terk ederek ölümden kurtulmak için Türk fesi giydi. Kocasının müzlüman olmasına üzülen azizenin annesi bu sefer kızını daha iyi eğitmeye ve hiç bir zaman Mesih İsa’yı red etmemesi için onu haırlamaya ve cesaretlendirmeye başladı. Azize babasının olayından sonra daha fazla dua etmeye Tanrı’ya daha çok bağlanmaya başladı. Genç azize 18 yaşına vardığı zaman Türkler babasına kızını da türk yapması için ona baskı kurmaya başladılar. Babası türklerden korktuğundan onlara kızını türk yapmak için elinden gelen herşeyi yapacağına söz verdi. Böylece kızına giderek:
- Kızım türkler sürekli seni türk yapmam için bana baskı kuruyorlar. Bunu önce ben yaptım şimdi de sıra sende. Yalnız senden rica edeceğim bunu çabuk yap beni her gördüklerinde bana baskı uygulamalarını istemiyorum.
- Benim senin gibi az inançlı olduğumu mu sanıyorsun yoksa? Ben dünyanın ve her şeyin yaratıcısı olan ve Haç üzerinde bizler için acı çekmiş olan geröek Tanrı’yı kesinlikle terk etmeyeceğim. Bu hiç bir zaman olmayacaktır. Ben Mesih İsa’nın sevgisi adına her türlü işkenceye hatta ölüme katlanmaya hazırım.
Babası kızının dinini değiştiremeyeceğini anladığında türklere giderek onlara kızının dinini değiştirmek için ne isterlerse yapabileceklerini söyledi. Türkler bunu duyar duymaz hemen azizenin evine giderek onu tutukladılar. Askerler eve varmadan önce annesi askerleri gördü ve kızına şunları söyledi:
- Tatlı kızım benim ben sana hergün inancını korumanı ve Tanrı’nı hiç bir zaman ele vermemen gerektiğini öğrettim. Sen baban gibi dinini red etmemen için Tanrı’ya dua ediyordun. İşte şimdi bunların saati geldi. Artık cesaretini ve Tanrı’ya olan sevgini gösterebilirsin.
- Anne sakın korkma ben Mesih İsa’ya olan sevgimi hiç unutmayacağım. Tanrı benim yanımda olup bana güç verecektir. Benim için dua et.
Askerler Akilinayı istediklerinde azize askerlere teslim oldu. Annesş kızını bölgenin mahkemesine kadar yürüyerek takip etti. Orada askerler annesinin mahkemeye girişini yasakladılar azizeyide hakimin karşısına çıkarttılar. Hakim azizeye dinini bırakmasını ve müslüman olmasını emretti ama azize bunu red etti. Hakim azizenin üzerindekilerin çıkartılmasını bir direğe bağlanıp dövülmesini emretti. İşkenceciler uzun bir süre için azizeye dayak atıyor azize ise bunlara boyun eğmiyordu. Daha sonra yargıç ve bazı türkler azizenin fikrini değiştirmek için ona bir çok hediye vaat ettiler. Azizenin cesaretine hayran kalan bir türk azizenin türk olması halinde kendisini oğluna gelin olacağını ve bir ömür boyu mutlu yaşayacağı sözünü verdi. Azize ölümsüz olan Mesih İsa adına işkence çekmekten çok mutluydu. Verilen sözler onun umurunda değildi. Yargıç buna kızarak azizenin dahada acımasızca dövülmesine karar verdi. Azizenin vucudu yaralar içerisinde kalmasına rağman azize acılara dayanıyor boyun eğmiyordu. Üçüncü kez azizeyi yargıcın önüne getirdiler. Yargıç:
- Akilina sana daha fazla rica etmeyeceğim. Ya türk olursun yada senin kemiklerini teker teker kırarım.
- Sizin dininizde güzel olan ne varki ben kendi dinimi değiştireyim? Dininizin hangi mucizelerinden inanayım sizlere? Siz bu kadar taş kalpli ve yalnışlarınızdan dönmüyor iken mi ben Mesih İsa’yı bırakayım? Hiç bir zaman!
Bu cavabı duydukları zaman kendilerini küçük hissettiler ve çok utandılar. Bu sözlere ne cevap vereceklerini bilemediler çünkü sözleri gerçekti ve bilgelik doluydu. Azizeyi bir kez daha acımasızca dövdüler. Azizeyi görenler ölmek üzere olduğunu anlarlardı. Bunun üzerine oralarda bulunan bir hristiyana azizeyi onu evine götürmesi için teslim ettiler. Annesi genç azizeyi gördüğü zaman hemen ona sarılarak ona:
- Ne yaptın benim kızım?
- Bana öğrettiklerinden başka ne yapabilirim anneciğim? Dinimi red etmedim!
Annesi bu duyduklarının ardından hemen Tanrı’ya şükr etti ve ardından azize ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Bu olay 1764 yılını 27 Eylül tarihinde gerçekleşti. Ertesi gün Hristiyanlar azizenin kutsal bedenini alarak gömmek için yola çıktılar. Yolda azizenin bedeni etrafına muhteşem bir koku saçtı ve inançlılar Tanrı’ya şükr ettiler. Hatta o gece azizenin mezarının üzerine kutsal bir ışık iniyordu göklerden ve bu bir yıldız gibi parlamaktaydı. Tanrı bununla azizenin davranışından memnun kaldığını gösterdi. Azizenin yortusu kilisemiz tarafından her sene 27 Eylülde anılmaktadır.

YENİ ŞEHİT AZİZ ANASTASİOS - Άγιος Αναστάσιος

YENİ ŞEHİT AZİZ ANASTASİOS

Aziz Anastasios Yunanistanın barbar Türklere tutsak olduğu bir dönemde yaklaşık olarak 1774 yılında dünyaya gelmiştir. Kökeni Mekedonya bölgesinde bulunan Stromniça şehrinin Radobisi köyünden idi. Yirmi yaşına geldiğinde Selanik’te silah imal eden bir dükkanda bu işi ustasından öğrenmeye başladı. O dönemde Türkler haksız yere tivaret yapmak isteyen ve şehirden çıkmak isteyen Rumlara çok ağır vergiler koydular. Bir gün Anastasios’un Selanik’in dışına çıkması gerekiyordu ve bu sebeten dolayı Türklerin vergisinden nasıl kaçacagını düşünüyordu. Ustası azize Türk elbiseleri giymesini ve bu yöntemle askerlei kandırabileceğini söyledi. Genç Anastasios şehrin kapısına vardığı zaman askerler onun müslüman olup olmadığına inanmak için ondan kelime-i şaadet getirmesini istediler ancak aziz bunu red etti çünkü kendisi hristiyan idi. Askerler hemen azizi tutuklayarak ağaya götürdüler. Aziz yaptığı yanlıştan sonra ağaya hiç bir tehtitle dinini red etmeyeceğini ağaya bildirdi. Ağa azizi yargıça gönderdi. Yargıç azizi dövdükten sonra cezasının belirlenmesi için onu hapse attırdı. Azizin müzlüman olması için ona iki tane gümüş silah bin tane altın ve çok pahalı bir elbise verdiler. Aziz bu hediyelere hiç bir önem vermedi çünkü o gerçek Tanrı’yı Muhammetle değiştirmek istemiyordu. Türk beyi azizi kendi tarafına geçmesi ve korkması için ona işkence yapılmasını emretti. İşkenceciler önce azizi dövdükten sonra ellerini ve boğazını zincirle bağladılar kıpırdamaması için de ayaklarını bir tahtaya bağladılar. Daha sonra işkenceciler gün boyu azizin tırnaklarına ince kamışlar sokmaya ona tükürüp küfür etmeye devam ettiler. Bu işkencelere rağmen aziz Tanrı’ya olan inancını kaybetmeyerek şunları söyledi:
- Zalim adamlar beni boş yere müslüman yapmaya çalışıyorsunuz. Ben Hristiyanım ve Hristiyan öleceğim. Hz İsa adına acı çekiyor olmam benim için çok sevindirici bir olaydır.
Bu sözleri duyan Türk beyi azizin boğulması için boğazından asılmasını emretti. Asılacağı mekana varmadan önce aziz işkencelere daha fazla dayanamayarak ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Tarih 1794 yılının Ağustos ayı idi. Aziz Anastasios işkencelerden kurtulmak için dinini sonuna kadar savunmuştur ve bu yüzden bütün diğer şehitlerle birlikte Tanrı’nın krallığında bulunmaktadır. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 8 Ağustosta kutlanmaktadıR.

Θεολογικοί Διάλογοι και οδυνηρές αναμνήσεις

ΗΜΕΡΙΔΑ – ΜΕΘΟΔΕΥΣΗ ΣΤΗ ΘΕΣΣΑΛΟΝΙΚΗ (20.5.2009)

Αρνούμεθα την υποταγή της Αγίας Ορθοδοξίας στον Παπισμό και στον Οικουμενισμό
Λυών, Φερράρα-Φλωρεντία, Ραβέννα, Θεσσαλονίκη, Κύπρος


Καταδικάζουν τον Παπισμό και τον Οικουμενισμό Οι Σεβ. Μητροπολίτες της Ορθοδόξου Εκκλησίας της Ελλάδος:

Αιτωλοακαρνανίας,
Γλυφάδας,
Γουµενίσσης,
Δρυινουπόλεως και Κονίτσης,
Εδέσσης και Αλµωπίας,
Καλαβρύτων και Αιγιαλείας,
Καστορίας,
Κυθήρων,
Μαρωνείας και Κοµοτηνής,
Μεσογαίας και Λαυρεωτικής,
Ναυπάκτου,
Νικοπόλεως και Πρεβέζης,
Πατρών,
Πειραιώς,
Σαµου και Ικαρίας,
Σερβίων και Κοζάνης,
Φθιώτιδος,
Φλωρίνης και Εορδαίας κ.α.

Επίσης όλες οι Ιερές Μονές του Αγίου Όρους.
Θεσσαλονίκη 19 Μαΐου 2009
Για την Φιλορθόδοξο Ένωση «Κοσμάς Φλαμιάτος»
Ο Πρόεδρος: Λαυρέντιος Ντετζιόρτζιο, πρώην παπικός, εκδότης-συγγραφέας, Τρίκαλα,
Ο Γραμματέας: Παναγιώτης Σημάτης, θεολόγος-εκπαιδευτικός, Αίγιο Αχαΐας

OΛΑ ΤΑ ΜΕΛΗ ΤHΣ EΝΩΣΗΣ ΑΝΗΚΟΥΝ ΣΕ Ι. ΜΗΤΡΟΠΟΛΕΙΣ ΤHΣ EΚΚΛΗΣΙΑΣ ΤHΣ EΛΛΑΔΟΣ
.

Δευτέρα 18 Μαΐου 2009

ΠΑΡΑΚΛΗΤΙΚΟΣ ΚΑΝΩΝ ΤΟΥ ΑΓΙΟΥ ΘΑΔΔΑΙΟΥ ΤΟΥ ΘΕΑΔΕΛΦΟΥ. ΕΟΡΤΑΖΕΙ 19 ΙΟΥΝΙΟΥ


ΠΑΡΑΚΛΗΤΙΚΟΣ ΚΑΝΩΝ ΤΟΥ ΑΓΙΟΥ ΘΑΔΔΑΙΟΥ ΤΟΥ ΘΕΑΔΕΛΦΟΥ.

Εὐλογητὸς ὁ Θεὸς ἡμῶν, πάντοτε νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ψαλμός 142
Κύριε,εἰσάκουσον τῆς προσευχῆς μου, ἐνώτισαι τὴν δέησίν μου ἐν τῇ ἀληθείᾳ Σου, εἰσάκουσόν μου ἐν τῇ δικαιοσύνῃ Σου.
Καὶ μὴ εἰσέλθῃς εἰς κρίσιν μετὰ τοῦ δούλου Σου, ὅτι οὐ δικαιωθήσεται ἐνώπιόν Σου πᾶς ζῶν.
Ὅτι κατεδίωξεν ὁ ἐχθρὸς τὴν ψυχήν μου˙ ἐταπείνωσεν εἰς γῆν τὴν ζωήν μου.
Ἐκάθισέ με ἐν σκοτεινοῖς, ὡς νεκροὺς αἰῶνος˙ καὶ ἠκηδίασεν ἐπ’ ἐμὲ τὸ πνεῦμα μου, ἐν ἐμοὶ ἐταράχθη ἡ καρδία μου.
Ἐμνήσθην ἡμερῶν ἀρχαίων, ἐμελέτησα ἐν πᾶσι τοῖς ἔργοις Σου, ἐν ποιήμασι τῶν χειρῶν Σου ἐμελέτων.
Διεπέτασα πρὸς Σὲ τάς χεῖρας μου˙ ἡ ψυχή μου ὡς γῆ ἄνυδρός Σοι.
Ταχὺ εἰσάκουσόν μου, Κύριε, ἐξέλιπε τὸ πνεῦμά μου.
Μὴ ἀποστρέψῃς τὸ πρόσωπόν Σου ἀπ’ ἐμοῦ, καὶ ὁμοιωθήσομαι τοῖς καταβαίνουσιν εἰς λάκκον.
Ἀκουστὸν ποίησόν μοι τὸ πρωΐ τὸ ἔλεός Σου, ὅτι ἐπὶ Σοὶ ἤλπισα.
Γνώρισόν μοι, Κύριε, ὁδὸν ἐν ᾗ πορεύσομαι, ὅτι πρὸς Σὲ ἦρα τὴν ψυχήν μου.
Ἐξελοῦ με ἐκ τῶν ἐχθρῶν μου, Κύριε˙ πρὸς Σὲ κατέφυγον˙ δίδαξόν με τοῦ ποιεῖν τὸ θέλημά Σου, ὅτι Σὺ εἶ ὁ Θεός μου.
Τὸ πνεῦμα Σου τὸ ἀγαθὸν ὁδηγήσει με ἐν γῇ εὐθείᾳ, ἕνεκεν τοῦ ὀνόματός Σου, Κύριε, ζήσεις με.
Ἐν τῇ δικαιοσύνῃ Σου, ἐξάξεις ἐκ θλίψεως τὴν ψυχήν μου. Καὶ ἐν τῷ ἐλέει Σου ἐξολοθρεύσεις τοὺς ἐχθρούς μου, καὶ ἀπολεῖς πάντας τοὺς θλίβοντας τὴν ψυχήν μου˙ ὅτι ἐγὼ δοῦλός Σου εἰμι.
Ἦχος δ.΄
Θεὸς Κύριος, καὶ ἐπέφανεν ἡμῖν, εὐλογημένος ὁ ἐρχόμενος ἐν ὀνόματι Κυρίου.
Ἐξομολογεῖσθε τῷ Κυρίῳ καὶ ἐπικαλεῖσθε τὸ ὄνομα τὸ ἅγιον Αὐτοῦ.
Θεὸς Κύριος, καὶ ἐπέφανεν ἡμῖν, εὐλογημένος ὁ ἐρχόμενος ἐν ὀνόματι Κυρίου.
Πάντα τὰ ἔθνη ἐκύκλωσάν με, καὶ τῷ ὀνόματι Κυρίου ἠμυνάμην αὐτούς.
Θεός Κύριος, καί ἐπέφανεν ἡμῖν, εὐλογημένος ὁ ἐρχόμενος
, ἐν ὀνόματι Κυρίου.
Παρά Κυρίου ἐγένετο αὔτη, και έστι θαυμαστή ἐν ὀφθαλμοῖς ἡμῶν.
Θεός Κύριος, καὶ ἐπέφανεν ἡμῖν, εὐλογημένος ὁ ἐρχόμενος ἐν ὀνόματι Κυρίου.

Τροπάρια.
Ἦχος δ΄. Ὁ ὑψωθεὶς ἐν τῷ Σταυρῷ.
Συνοδοιπόρος τοῦ Χριστοῦ θεοφόρος, πλουσίαν χάριν παρ᾿αὐτοῦ, ἐκκομίσω, τοῦ ἐνεργεῖν παράδοξα Ἰούδα μοι⁻ ὅθεν ταῖς πρεσβείαις σου, πολυμόρφων κινδύνων, ἐκ παντοίων θλίψεων, καὶ δαιμόνων μαντείας, φύλαττε ζῶντας ἅπαντας ἡμᾶς, τοὺς σὲ μεσίτην πρὸς Κύριον ἔχοντας.

Δόξα Πατρὶ καὶ Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι. Τὸ αὐτό.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Οὐ σιωπήσωμεν ποτέ, Θεοτόκε, τάς δυναστείας Σου λαλεῖν οἱ ἀνάξιοι˙ εἰ μὴ γὰρ Σὺ προΐστασο πρεσβεύουσα, τὶς ἡμᾶς ἐρρύσατο ἐκ τοσούτων κινδύνων Τὶς δὲ διεφύλαξεν ἕως νῦν
ἐλευθέρους Οὐκ ἀποστῶμεν, Δέσποινα, ἐκ Σοῦ˙ Σούς γὰρ δούλους σῴζεις ἀεί, ἐκ παντοίων δεινῶν.

Ψαλμός 50
Ἐλέησόν με, ὁ Θεός, κατὰ τὸ μέγα ἔλεός Σου, καὶ κατὰ τὸ πλῆθος τῶν οἰκτιρμῶν Σου ἐξάλειψον τὸ ἀνόμημά μου.
Ἐπὶ πλεῖον πλῦνόν με ἀπὸ τῆς ἀνομίας μου καὶ ἀπὸ τῆς ἁμαρτίας μου καθάρισόν με.
Ὅτι τὴν ἀνομίαν μου ἐγὼ γινώσκω, καὶ ἡ ἁμαρτία μου ἐνώπιόν μού ἐστι διὰ παντός.
Σοὶ μόνῳ ἥμαρτον, καὶ τὸ πονηρὸν ἐνώπιόν Σου ἐποίησα, ὅπως ἂν δικαιωθῇς ἐν τοῖς λόγοις Σου, καὶ νικήσῃς ἐν τῷ κρίνεσθαί Σε.
Ἰδοὺ γὰρ ἐν ἀνομίαις συνελήφθην, καὶ ἐν ἁμαρτίαις ἐκίσσησέ με ἡ μήτηρ μου.
Ἰδοὺ γὰρ ἀλήθειαν ἠγάπησας, τὰ ἄδηλα καὶ τὰ κρύφια τῆς σοφίας Σου ἐδήλωσάς μοι.
Ραντιεῖς με ὑσσώπῳ καὶ καθαρισθήσομαι, πλυνεῖς με, καὶ ὑπὲρ χιόνα λευκανθήσομαι.
Ἀκουτιεῖς μοι ἀγαλλίασιν καὶ εὐφροσύνην, ἀγαλλιάσονται ὀστέα τεταπεινωμένα.
Ἀπόστρεψον τὸ πρόσωπόν Σου ἀπὸ τῶν ἁμαρτιῶν μου καὶ πάσας τάς ἀνομίας μου ἐξάλειψον.
Καρδίαν καθαρὰν κτίσον ἐν ἐμοὶ ὁ Θεὸς καὶ πνεῦμα εὐθὲς ἐγκαίνισον ἐν τοῖς ἐγκάτοις μου.
Μὴ ἀπορρίψῃς με ἀπὸ τοῦ προσώπου Σου, καὶ τὸ Πνεῦμά Σου τὸ Ἅγιον μὴ ἀντανέλῃς ἀπ’ ἐμοῦ.
Ἀπόδος μοι τὴν ἀγαλλίασιν τοῦ σωτηρίου Σου, καὶ πνεύματι ἡγεμονικῷ στήριξόν με.
Διδάξω ἀνόμους τάς ὁδούς Σου, καὶ ἀσεβεῖς ἐπὶ Σὲ ἐπιστρέψουσι.
Ρύσαὶ με ἐξ αἱμάτων ὁ Θεός, ὁ Θεός τῆς σωτηρίας μου, ἀγαλλιάσεται ἡ γλῶσσα μου τὴν δικαιοσύνην Σου.
Κύριε, τὰ χείλη μου ἀνοίξεις, καὶ τὸ στόμα μου ἀναγγελεῖ τὴν αἴνεσίν Σου.
Ὅτι, εἰ ἠθέλησας θυσίαν, ἔδωκα ἄν˙ ὁλοκαυτώματα οὐκ εὐδοκήσεις.
Θυσία τῷ Θεῷ πνεῦμα συντετριμμένον˙ καρδίαν συντετριμμένην καὶ τεταπεινωμένην ὁ Θεὸς οὐκ ἐξουδενώσει.
Ἀγάθυνον, Κύριε, ἐν τῇ εὐδοκίᾳ Σου τὴν Σιών, καὶ οἰκοδομηθήτω τὰ τείχη Ἱερουσαλήμ.
Τότε εὐδοκήσεις θυσίαν δικαιοσύνης, ἀναφορὰν καὶ ὁλοκαυτώματα.
Τότε ἀνοίσουσιν ἐπὶ τὸ θυσιαστήριόν Σου μόσχους.

Εὔφρανον Θαδδαῖε θείᾳ χάριτί σου Εὐάγγελον μέλψαντος τὴν ἄθλησίν σου.
ᾨδὴ α Ἦχος πλ. δ΄. Ὑγρὰν διοδεύσας.΄.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ἐχθρῶν ἀνηκέστων τάς προσβολὰς δεχόμενος Ἅγιε, τῇ θερμῇ σου ἐπισκοπῇ προσβλέπω δεόμενος, ῥυσθῆναι τῆς φοβερᾶς μοι Θεάδελφε θλίψεως.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ὑπάρχων πολύτιμος ἀρωγός, δαιμόνων φατρίας καὶ ἁπάσης ἐπιδρομῆς ἡμᾶς ἀκεραίους διατήρει, ταῖς σαῖς πρεσβείαις Θαδδαῖε μοι Ἅγιε.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Φλογίσματα πάθους ὡς ὑετός, ἡμῖν κατασβέσας καὶ χαρίεσαν τὴν ζωήν, ὑπεσχέθης ἅπασι Θαδδαῖε, αἴτει ἡμῖν τῶν πταισμάτων τὴν ἄφεσιν.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ρυσθῆναι ἡμᾶς ἐκ τοῦ πονηροῦ, τῶν πάντων προστάτις, Θεοτόκε Χριστιανῶν, προστάτευε ἅπαντας Δέσποινα, τῶν ἀδυνάτων ψυχὰς προσελθόντων σοι.
Ὠδὴ γ'. Οὐρανίας ἁψῖδος.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Παθημάτων ποικίλων, καὶ φοβερῶν θλίψεων, πάντας θεραπεύσας θεόφρων, τοὺς προσελθόντας σοι, οὕτως ἀπάλλαξον, πάσης φροντίδος καὶ πόνου, Ἅγιε Θαδδαῖε μοι, τοὺς σὲ δοξάζοντας.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Πῦρ ὁ φθόγγος σου ὤφθη καὶ δαψιλῶς φρίττουσα πάντων τῶν δαιμόνων τὰ στίφη, δυνάμει μείζονι⁻ ὅθεν κατάστειλον τὴν τῶν παθῶν ἡμῶν στήλην, Ἅγιε Ἰούδα μοι, τῆς παρουσίας σου.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Ἀσφαλέστατον τεῖχος, καὶ συμπαγὲς ἔρεισμα, καὶ ἀναψυχὴ ἐν ἀνάγκαις καὶ καταστάσεσι, γενοῦ Ἰούδα μοι, τῇ ἀγαθῇ σου καρδίᾳ, σπεύδουσι ἑκάστοτε, οἱ σὲ δοξάζοντας.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ράβδος ὤφθης ἁγία, πάντας Χριστῷ ἄγουσα, ὧσπερ Ἠσαΐας προεῖπε Ἁγίῳ Πνεύματι, Κόρη Πανένδοξε διὸ τῇ σῇ μεσιτείᾳ, τὸ σκιῶδες φώτισον τῆς διανοίας μου.
Διάσωσον θαυματουργὲ καὶ θεόπτα πάσης ἀνάγκης καὶ μαντείας τοῦ πονηροῦ ἀλγομήτορος, τοὺς σὲ τιμῶντες Θαδδαῖε μοι ἀθλοφόρε.
Ἐπίβλεψον, ἐν εὐμενείᾳ, πανύμνητε Θεοτόκε, ἐπὶ τὴν ἐμὴν χαλεπὴν τοῦ σώματος κάκωσιν, καὶ ἴασαι τῆς ψυχῆς μου τὸ ἄλγος.
Αἴτησις καὶ τὸ Κάθισμα
Ἦχος β'. Πρεσβεία θερμή.
Κακίστου ἐχθροῦ, ἐδείχθης ἰσχυρότερος καὶ πάντας σοφέ, κατέπληξες τοῖς ἔργοις σου καὶ νῦν Μάκαρ προΐστασο τῶν πιστῶς προσελθόντων ταῖς χεῖρες σου καὶ τὸν Σωτῆρα δυσώπει ἀεί, διδόναι ἡμῖν πταισμάτων ἄφεσιν.
Ὠδὴ δ'. Εἰσακήκοα, Κύριε.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Θείαν χάριν δεξάμενος, τῇ διακονίᾳ Χριστοῦ πρεσβεύοντας, ἀπαυγάζεις τὴν ζωὴν ἡμῶν, μάκαρ μὴ παρίδης πάσης θλίψεως.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ἀλγηδόνων παθήσεων, λύτρωσε Θαδδαῖε μοι, τῇ πρεσβείᾳ σου, τοὺς προστάτην καὶ μεσίτην σε, κεχρισμένους μάκαρ πρὸς τὸν Κύριον.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Τεθνεότας σοι ἤγειρας, τῇ ζωοποιῷ ἐλεύσει σου Ἅγιε, οὕτω κράτησον Θαδδαῖε μοι, νεκρωθεῖσαν μάκαρ τὴν καρδίαν μου.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ἰησοῦν τὸν Πανέντιμον, Ὃν ἀκαταλήπτως ἐκράτησας, καθικέτευε χαρίσασθαι, τῶν πλημμελημάτων ἡμῖν ἄφεσιν.
Ὠδὴ ε΄. Φώτισον ἡμᾶς.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ἔχοντες τὴν σὴν προστασίαν οὐ πτοούμεθα τῶν δαιμόνων καθ᾿ ἡμῶν τάς προσβολὰς διὰ τοῦτο σοὶ προσφεύγομεν Ἰούδα μοι.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ἔλαμψας ὡς φῶς καὶ ἀκτῖσι τῶν θαυμάτων σου, διαλύεις τὴν σκοτόδινον ἀεὶ τῶν λαθῶν ἡμῶν Θαδδαῖε μοι λαμπρότατε.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Μέγας βοηθός, ἠξιώθης ἡμῖν Ἅγιε διὰ τοῦτο σοὶ εὐχόμεθα θερμῶς ἀνελοῦ ἡμᾶς κακώσεων καὶ θλίψεων.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ἄχραντε Ἀγνή, Θεοτόκε Ἀειπάρθενε, ἐξελοῦ ἡμᾶς πολλῶν τε πειρασμῶν, Σύ εἶ Μήτηρ τοῦ Θεοῦ ἡμῶν , Πανάγαθος.

Ὠδὴ στ'. Τήν δέησιν ἐκχεῶ.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Σωμάτων ἔκβαλε πόρρω τὰ ἄλγη τῶν πρὸς σὲ μετὰ σπουδῆς προσελθόντων καὶ τῶν ψυχῶν ἀσωτείας τὸ βάρος, τὸ καταθλίβον ἡμᾶς ἀνακούφισον, Θαδδαῖε μοι θαυματουργέ, τῇ θερμῇ σου πρεσβείᾳ πρὸς Κύριον.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ρυσθῆναι τοῦ μοχθηροῦ πανουργίας καὶ ἁπάσης ἀπειλῆς καὶ κακίας καὶ σκληροτάτων ἡμᾶς συμπτωμάτων, Χριστὸν δυσώπει παμμάκαρ Ἰούδα μοι, ὅτι ἀρίστην πρὸς Αὐτὸν παρρησίαν κρατεῖς Ἁγιότατε.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Τοῖς πάθεσι δαψιλῶς ἀστερόπτα, ἀνεδείχθης ἰατρὸς καὶ προστάτης τῶν πληγωμένων θερμὸς ἀντιλήπτωρ καὶ ἐλατὴρ τῶν δαιμόνων Θαδδαῖε μοι προσφεύγοντες πάντες ὑμῖν, ἀρωγὴν καθ ἑκάστην προσμένομεν.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Σοὶ πάντες, ἀναφωνοῦμεν Παρθένε καὶ βοήθειαν ἑτοίμην ζητοῦντες, πάσης ἀνάγκης τῷ βίῳ καὶ πάντες τῇ χάριτί σου ἐνθέως λυτρούμεθα, Θεοσωτῆρα Μαριὰμ διὰ τοῦτο ἀεὶ Σὲ γεραίρομεν.
Τὴν δέησιν ἐκχεῶ θεόπτα, πάσης ἀνάγκης καὶ κακίας τοῦ μοχθηροῦ πολεμήτορος καὶ δυσωπῶ σὲ Θεάδελφε ἀθλοφόρε.
Ἄχραντε ἡ διὰ λόγου τὸν Λόγον ἀνερμηνεύτως, ἐπ᾿ ἐσχάτων τῶν ἡμερῶν τεκοῦσα δυσώπησον, ὡς ἔχουσα μητρικὴν παρρησίαν.
Αἴτησις καὶ τὸ Κοντάκιον.
Ἦχος β'. Τοῖς τῶν αἱμάτων σου.
Τοῖς τῶν θαυμάτων σου μάκαρ πυρσεύμασιν ἀποδιώκεις παθῶν τὴν ἐπίθεσιν καὶ βρῶσιν καὶ χάριν οὐράνιον καὶ χαρμοσύνην παρέχεις Θαδδαῖε μοι, διὸ ἐξυμνοῦμεν σοι ἅπαντες.
Προκείμενον.
Οἱ ἱερεῖς σου Κύριε ἐνδύσονται δικαιοσύνην καὶ οἱ ὅσιοί σου ἀγαλλιάσονται.
Μακάριος ἀνὴρ ὁ φοβούμενος τὸν Κύριον.

Εὐαγγέλιον Ματθ. Ι΄ (1-8)
Τῷ καιρῷ ἐκείνῳ προσκαλεσάμενος ὁ Ἰησοῦς τοὺς δώδεκα μαθητάς αὐτοῦ, ἔδωκεν αὐτοῖς ἐξουσίαν κατὰ πνευμάτων ἀκαθάρτων, ὥστε ἐκβάλλειν αὐτὰ καὶ θεραπεύειν πᾶσαν νόσον καὶ πᾶσαν μαλακίαν. Τούτους ἀπέστειλεν ὁ Ἰησοῦς, παραγγείλας αὐτοῖς λέγων⁻ Εἰς ὁδὸν ἐθνῶν μὴ ἀπέλθητε καὶ εἰς πόλιν Σαμαρειτῶν μὴ εἰσέλθητε Πορεύεσθε δὲ μᾶλλον πρὸς τὰ πρόβατα τὰ ἀπολωλότα οἴκου Ἰσραήλ. Πορευόμενοι δὲ κηρύσσετε λέγοντες Ὅτι ἤγγικεν ἡ βασιλεία τῶν οὐρανῶν. Ἀσθενοῦντας θεραπεύετε, λεπροὺς καθαρίζετε, νεκροὺς ἐγείρετε, δαιμόνια ἐκβάλλετε⁻ δωρεὰν ἐλάβετε, δωρεὰν δότε.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Ταῖς τοῦ Ἀποστόλου πρεσβείαις, Ἐλεῆμον, ἐξάλειψον τὰ πλήθη, τῶν ἐμῶν ἐγκλημάτων.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ταῖς τῆς Θεοτόκου πρεσβείαις, Ἐλεῆμον, ἐξάλειψον τὰ πλήθη, τῶν ἐμῶν ἐγκλημάτων.
Προσόμοιον.
Στίχος. Ἐλεῆμον, ἐλέησόν με, ὁ Θεός, κατὰ τὸ μέγα ἔλεός Σου καὶ κατὰ τὸ πλῆθος τῶν οἰκτιρμών Σου ἐξάλειψον τὸ ἀνομημά μου.
Ἦχος πλ. β'. Ὅλην ἀποθεμένοι.
Ρήμασι ἐκόσμησας τὴν σὴν ζωὴν φωτοδότα καὶ πολλοὺς διέσωσας, λύσσης τοῦ ἀλάστορος τοῦ ἐχθρότατου⁻ ἀφειδῶς πᾶσι γὰρ δίδεις τάς ἰάσεις διὰ τοῦτο σοι δεόμεθα. Ἴασαι Ἅγιε τῆς ψυχῆς ἡμῶν τὴν κατήφειαν καὶ λύτρωσαι τῶν θλίψεων, πάντας ἐξ ἡμῶν διαφύλαξον, εἰρήνην παρέχων ἡμῖν καὶ καλωσύνην ἀγαθήν, ὧσπερ παμμάκαρ Θαδδαῖε μοι ταῖς σαῖς ἀντιλήψεσι.
Ὠδὴ ζ΄. Οἱ ἐκ τῆς Ἰουδαίας.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ἀκαθάρτων δαιμόνων, σοὶ καθεῖλες παμμάκαρ πᾶσαν τὴν δύναμιν, πᾶσας τάς μεθοδείας αὐτῶν τάς ἀλλοτρίους ἐπιτυχῶς κατετρόπωσας, διὸ παράσχου ἡμῖν τὴν ἰατρείαν ταύτην.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Φωτισμὸν ἡμῖν αἴτει καὶ δεινῶν προβλημάτων τὴν παλινόρθωσιν καὶ βίου εὐπραξίαν καὶ πᾶσαν εὐλογίαν, ἐκ Θεοῦ μάκαρ Ἅγιε, τοῖς προσελθοῦσι ἀεὶ τῇ σῇ σεπτῇ πρεσβείᾳ.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Προκοπὴν μετανοίας καὶ καρπούς μοι φανέρωσον μάκαρ Ἅγιε δολείας ἁμαρτίας, ἐκβάλλων τὴν ἀπάτην ὡς προστάτην ἐδέχθημεν Θαδδαῖε μοι ἐκλεκτέ, Θεοῦ εὐλογητὸς εἶ.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ἐν ἀγκάλαις κρατοῦσα, ὥσπερ νήπιον Κόρη τὸν ἀπερίγραπτον, δεινῶν με τοῦ Βελίαρ διάσωσον ἐν τάχει καὶ Θεῷ μοι συνέδεσε, δι᾿ ἐναρέτου ζωῆς, Παρθένε Θεοτόκε.
Ὠδὴ η΄. Τόν Βασιλέα.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Σῶσον με μάκαρ ἐκ τοῦ ἐχθροῦ μεθοδείας καὶ διάσωσον ἀεὶ ἐξ ἁμαρτίας τὴν καταστραφεῖσαν, Θαδδαῖε μοι, ψυχήν μου.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ἀπὸ σκυμβάλων καὶ μεθοδείας καὶ πλάνης διαφύλαττε Θαδδαῖε ἀλωβήτους τοὺς ἐπιζητούντας τὴν σὴν ἐπιστασίαν.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Σωματικῶν μοι καὶ ψυχικῶν παθημάτων, τήρει ἄτρωτον Θαδδαῖε μοι τρισμάκαρ, τοῦ καρκίνου πάθος, ἐν λόγῳ θεραπεύσας.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Φώτισον Κόρη, τήν ασθενοῦσαν ψυχήν μου, σβέσον πάθεσι καὶ πλείσταις ἁμαρτίαις, ἵνα Σὲ δοξάζω τὴν Κεχαριτωμένην.
Ὠδὴ θ΄. Κυρίως Θεοτόκον.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Θαυμάτων ἐξαισίων, Σὲ ὁμολογοῦμεν, μὴ διαλάθης παρέχων εὐδόκιμα, ἑνὶ ἑκάστῳ Θαδδαῖε μοι βοηθήματα.
Ἅγιε τοῦ Θεοῦ πρέσβευε ὑπὲρ ἡμῶν.
Ὡς θεῖος τοῖς ἀνθρώποις καὶ δεινὸς ἐκφάντωρ, θαυματουργὲ καὶ ἐξάρχα Θαδδαῖε μοι, ὑπὲρ ἡμῶν τὴν Τριάδα ἀεὶ ἱκέτευε.
Δόξα Πατρί καί Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Τριάδος νῦν τῷ θρόνῳ παρεστὼς τρισμάκαρ, εὐχετηρίους ἀφθόνως προσάγαγε, ὑπὲρ τῶν πάντων δεήσεις τῶν εὐλαβούντων σε.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Ἀπάλλαξον τὸν νοῦν μου, Μῆτερ Θεοτόκε ἐκ λογισμῶν ἀντιθέτων τοῦ πύθωνος καὶ τὴν καρδίαν μοι Ἄχραντε διάσωσον.

Ἄξιόν ἐστιν ὡς ἀληθῶς, μακαρίζειν Σε τὴν Θεοτόκον, τὴν ἀειμακάριστον καὶ παναμώμητον καὶ μητέρα τοῦ Θεοῦ
ἡμῶν. Τὴν τιμιωτέραν τῶν Χερουβίμ, καὶ ἐνδοξοτέραν ἀσυγκρίτως τῶν Σεραφίμ, τὴν ἀδιαφθόρως Θεὸν Λόγον τεκοῦσαν˙ τὴν ὄντως Θεοτόκον Σὲ μεγαλύνομεν.
Τὴν ὑψηλοτέραν τῶν οὐρανῶν, καὶ καθαρωτέραν λαμπηδόνων ἡλιακῶν, τὴν λυτρωσαμένην, ἡμᾶς ἐκ τῆς κατάρας, τὴν Δέσποιναν τοῦ κόσμου, ὕμνοις τιμήσωμεν.
Ἀπὸ τῶν πολλῶν μου ἁμαρτιῶν, ἀσθενεῖ τὸ σῶμα, ἀσθενεῖ μου καὶ ἡ ψυχή˙ πρὸς Σὲ καταφεύγω, τὴν Κεχαριτωμένην˙ ἐλπὶς ἀπηλπισμένων, Σύ μοι βοήθησον.
Δέσποινα καὶ μήτηρ τοῦ Λυτρωτοῦ, δέξαι παρακλήσεις, ἀναξίων Σῶν ἱκετῶν, ἵνα μεσιτεύσῃς πρὸς τὸν ἐκ Σοῦ τεχθέντα˙ Ὦ Δέσποινα τοῦ κόσμου γενοῦ μεσίτρια.
Ψάλλομεν προθύμως Σοι τὴν ὠδήν, νῦν τῇ πανυμνήτῳ, Θεοτόκῳ, χαρμονικῶς, μετὰ τοῦ Προδρόμου, καὶ πάντων τῶν Ἁγίων, δυσώπει Θεοτόκε, τοῦ οἰκτειρήσαι ἡμᾶς.
Ἄλαλα τὰ χείλη τῶν ἀσεβῶν, τῶν μὴ προσκυνούντων, τὴν εἰκόνα Σου τὴν σεπτήν, τὴν ἱστορηθεῖσαν, ὑπὸ τοῦ Ἀποστόλου, Λουκᾶ ἱερωτάτου, τὴν Ὁδηγήτριαν.

Μεγαλυνάρια.
Χάριν ἀναβλύζεις ζῶσα πηγὴ καὶ τοὺς ἀσθενοῦντας θεραπεύεις ὡς ἰατρὸς⁻ δίδου ἡμῖν ῥῶσιν, ἀγάπην καὶ ὑγείαν τρισμάκαρε Θαδδαῖε τῇ ἀντιλήψει σου.
Θεῖος ἀνεδείχθης ὡς μαθητὴς, λαμπρότητα βίου, διαφαίνων ἀπὸ παιδὸς καὶ τοῖς θαύμασί σου πολλοὺς ζωοποίησας, ἀξίως ἐφημίσθης, μάκαρ Ἰούδα μοι.
Χαίροις Ἀποστόλων ὁ ἀδελφὸς καὶ τῶν Βασιλέων ἐγκαλλώπισμα ἱερὸν⁻ χαίρεις τῶν χαρίτων ἡ ζωηφόρος κρήνη, Ἰούδα μοι τρισμάκαρ, πάντων βοήθεια.
Νόσους ἰατρεύεις ὀδυνηρὰς καὶ καρκίνου νεῖκος, χαρισάμενος συμπαθῶς, δίδου ἡμῖν χάριν, ἐν βίῳ καὶ ὑγείαν, Θαδδαῖε μοι παμμάκαρ, τῇ ἀντιλήψει σου.
Δίδου τὴν πρεσβείαν σου πρὸς Χριστόν, τῷ πιστῷ λαῷ σου, σοὶ Θεάδελφε ἱερέ, δύναμιν καὶ πίστην, ἀγάπην καὶ γαλήνην καὶ πᾶσαν εὐθυμίαν, πρὸς βίον μείζονα.
Πᾶσαι τῶν Ἀγγέλων αἱ στρατιαί, Πρόδρομε Κυρίου, Ἀποστόλων ἡ δωδεκάς, οἱ Ἅγιοι Πάντες, μετὰ τῆς Θεοτόκου, ποιήσατε πρεσβείαν εἰς τῷ σωθῆναι ἡμᾶς.

Ἅγιος ὁ Θεός, Ἅγιος Ἰσχυρός, Ἅγιος Ἀθάνατος, ἐλέησον ἡμᾶς. (τρίς)
Παναγία Τριάς, ἐλέησον ἡμᾶς. Κύριε, ἰλάσθητι ταῖς ἁμαρτίαις ἡμῶν. Δέσποτα, συγχώρησον τάς ἀνομίας ἡμῖν. Ἅγιε, ἐπίσκεψαι καὶ ἴασαι τάς ἀσθενείας ἡμῶν, ἕνεκεν τοῦ ὀνόματός Σου.
Δόξα Πατρὶ καὶ Υἱῷ καὶ Ἁγίῳ Πνεύματι.
Καὶ νῦν καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Πάτερ ἡμῶν ὁ ἐν τοῖς οὐρανοῖς, ἁγιασθήτω τὸ ὄνομά Σου. Ἐλθέτω ἡ βασιλεία Σου. Γεννηθήτω τὸ θέλημά Σου, ὡς ἐν οὐρανῷ, καὶ ἐπὶ τῆς γῆς. Τὸν ἄρτον ἡμῶν τὸν ἐπιούσιον δὸς ἡμῖν σήμερον. Καὶ ἄφες ἡμῖν τὰ ὀφειλήματα ἡμῶν, ὡς καὶ ἡμεῖς ἀφίεμεν τοῖς ὀφειλέταις ἡμῶν. Καὶ μὴ εἰσενέγκης ἡμᾶς εἰς πειρασμόν, ἀλλὰ ρύσαι ἡμὰς ἀπὸ τοῦ πονηροῦ.
Ὅτι Σοῦ ἐστιν ἡ βασιλεία, καὶ ἡ δύναμις, καὶ ἡ δόξα τοῦ Πατρός, καὶ τοῦ Υἱοῦ, καὶ τοῦ Ἁγίου Πνεύματος, νῦν, καὶ ἀεὶ καὶ εἰς τοὺς αἰῶνας τῶν αἰώνων. Ἀμήν.
Απολυτίκιον.
Ἦχος α΄. Τὸν τάφον σου Σωτήρ.
Χριστοῦ σὲ συγγενῆ, ὧ Ἰούδα εἰδότες καὶ Μάρτυρα στερρόν, ἱερῶς εὐφημοῦμεν, τὴν πλάνην πατήσαντα καὶ τὴν πίστιν τηρήσαντα ὅθεν σήμερον τὴν παναγίαν σου μνήμην ἐορτάζοντες, ἁμαρτημάτων τὴν λύσιν, εὐχαῖς σου λαμβάνομεν.
Ἦχος α΄.Τῆς ἐρήμου πολίτης.
Θεαδέλφων τὸ μεῖον καὶ Μνηστῆρος τὸν Δεύτερον, τὸν Θαδδαῖον ἔχων προστάτην γηθοσύνως δοξάσομεν θαυμάτων γὰρ παρέχει δωρεὰς καὶ πλήττει ἀσθενείας μιαρὰς καὶ καρκίνον ἁπαλλάττει τῆς συνοχῆς, τοὺς εὐσεβῶς προστρέχοντας δόξα τῷ σὲ δοξάσαντι Χριστῷ, δόξα τῷ σὲ στεφανώσαντι, δόξα τῷ ἐνεργούντι διὰ σοῦ, πᾶσιν ἰάματα.

Δόξα Σοι Χριστὲ ὁ Θεός, ἡ ἐλπὶς ἡμῶν, δόξα Σοι. Χριστὸς ὁ ἀληθινὸς Θεὸς ἡμῶν, ταῖς πρεσβείαις τῆς Παναχράντου καὶ Παναμώμου Ἁγίας Αὐτοῦ Μητρός˙ τῶν Ἁγίων ἐνδόξων καὶ πανευφήμων Ἀποστόλων˙ τῶν Ἁγίων ἐνδόξων καὶ καλλινίκων Μαρτύρων˙ τῶν Ἁγίων καὶ Δικαίων Θεοπατόρων Ἰωακεὶμ καὶ Ἄννης, (τοῦ Ἁγίου τῆς ἡμέρας) καὶ πάντων τῶν Ἁγίων, ἐλεήσαι καὶ σώσαι ἡμᾶς, ὡς ἀγαθὸς καὶ φιλάνθρωπος.
Τροπάρια.
Ἦχος β΄. Ὅτε ἐκ τοῦ ξύλου Σὲ νεκρόν.
Θεῖος ἀθλοφόρος γεγονώς καὶ θαυμάτων πλήθη δωρήσας, μάκαρ Θαδδαῖε μοι, πάσης καταστάσεως καὶ ἀλγηδόνος πικρᾶς καὶ δαιμόνων κακώσεων καὶ κακοδοξίας καὶ μαγείας λύτρωσας, τοὺς προσελθόντας σοι ἔχεις γὰρ πολλὴν παρρησίαν πρὸς τὸν Βασιλέα τῶν πάντων, ἐκζητῶν ἁπάντων τὰ αἰτήματα.
Ἦχος πλ. δ΄
Δέσποινα πρόσδεξαι, τάς δεήσεις τῶν δούλων Σου, καὶ λύτρωσαι ἡμᾶς, ἀπὸ πάσης ἀνάγκης καὶ θλίψεως.
Ἦχος β΄
Τὴν πᾶσαν ἐλπίδα μου εἰς Σὲ ἀνατίθημι, Μῆτερ τοῦ Θεοῦ, φύλαξον με ὑπὸ τὴν σκέπην Σου.

Δι’ εὐχῶν τῶν Ἁγίων Πατέρων ἡμῶν, Κύριε Ἰησοῦ Χριστέ, ὁ Θεὸς ἡμῶν, ἐλέησον καὶ σῶσον ἡμᾶς. Ἀμήν.

Παρασκευή 15 Μαΐου 2009

Πέμπτη 14 Μαΐου 2009

Σάββατο 9 Μαΐου 2009

Παρασκευή 8 Μαΐου 2009

ΘΑΥΜΑΤΑ

ΤΑΡΣΩ Η ΔΙΑ ΧΡΙΣΤΟΝ ΣΑΛΗ


ΣΧΕΤΙΚΑ ΜΕ ΤΟΥΣ ΚΕΚΟΙΜΗΜΕΝΟΥΣ ΕΛΕΓΕ……….

«Συχνά, μ' όλη τη δύναμη της ασθενικής της φωνής, μας έλεγε'
"Τρύπα, αδελφές μου!!! Ανοίξτε τρύπα αδελ­φές μου, είναι ψυχές από κάτω, πολλές ψυχές από εδώ μέχρι εκεί κάτω (έδειχνε την Κακιά Θάλασσα!!). Πλήθοος...!!! Οι πεθαμένοι είναι άπ' όλα, άπ' όλα είναι, στα έγκατα του Άδη είναι δεν έχουν καλή στάση και πρέ­πει να τους βοηθήσουμε. Άπ' όλα είναι: βουλευτές, γουρουνάδες, τσαγκάρηδες, έμποροι. Μη γελάτε, οι ψυχές τους ζητούν ν' αναπνεύσουν, να αναπαυθούν". Με τον τρόπο αυτό μας προέτρεπε να προσευχόμαστε για τις ψυχές των κεκοιμημένων»! Πολλοί επισκέπτες της είχαν ακούσει την προτροπή της· «Να, εδώ κάτω από το χώμα σκάψτε, είναι ψυχές και φωνάζουν. Βγά­λτε αυτές τις μεγάλες πέτρες. Εδώ σκάψτε, ανοίξτε χώρο, οι ψυχές υποφέρουν»! «Θα σκάσουν αν δεν τους βγάλουμε ... έστω να κάνουμε μια τρυπούλα να παίρ­νουν αέρα... Θα με βοηθήσεις αδελφούλη μου;»
Ή αγωνία και ή αγάπη της Ταρσώς για τα βάσα­να των κεκοιμημένων στην κόλαση ήταν συγχρόνως ένας τρόπος να συντηρεί την επαφή της με τη χώρα των νεκρών και να συμβιώνει μαζί τους τις εμπειρίες του Άδη. Κρατούσε, όπως ο άγ. Σιλουανός, τον νου της στο βασίλειο του Άδη, προσπαθώντας να δει εκεί μέ­σα και τον εαυτό της· με τον τρόπο αυτό ζούσε τη νέκρωση του εαυτού της σε δυο επίπεδα- στον χώρο των κεκοιμημένων και στον χώρο των ζωντανών, στη ζωή δηλ. της σαλότητός της εν Χριστώ Ιησού, αφού εκείνη την έφερε μέχρι εκεί ή «νεκροφόρα»!

Η σχέση της Ταρσώς με τους κεκοιμημένους ήταν πραγματική κάθοδος της στον Άδη εν Αγίω Πνεύματι. Δεν ήταν απλώς μια συναισθηματική της εκδήλωση. Στο σημείο τούτο, ή κάθοδος αυτή ήταν μια μίμηση της καθόδου του Χριστού στον Άδη αλλά με δι­αφορετική λυτρωτική προοπτική. Ό Χριστός κηρύσ­σει στους εν Άδη το Ευαγγέλιο της σωτηρίας. Ή Ταρσώ, αντίθετα, κηρύσσει στους ζώντες το «ευαγγέλιο των κεκοιμημένων», την αγάπη προς τους κεκοιμημένους, ως μια αδιάλειπτη μνήμη θανάτου για τη νέκρω­ση του αμαρτωλού εαυτού!

Έξαλλου ή πιο πάνω προτροπή της μακαριάς Ταρσώς· «Να, εδώ κάτω από το χώμα σκάψτε, είναι ψυχές που φωνάζουν. Βγάλε αυτές τις μεγάλες πέτρες... Θα σκάσουν αν δεν τους βγάλουμε...», υποδηλώνει με νηπτική ενάργεια τη λυτρωτική κάθοδο του Χριστού στον προσωπικό Άδη κάθε χριστιανικής ψυχής, που κραυγάζει προς Αυτόν για τη δική της σωτηρία από το βαρύ λίθο της θανατηφόρου αμαρτίας, όπως περιγρά­φει την κάθοδο αυτή, ο όσιος Μακάριος ο Αιγύπτιος!
«Όταν ακούσεις, ότι ο Χριστός, αφού κατέβη­κε στον 'Άδη, απελευθέρωσε τις ψυχές από τα δε­σμά με τα όποια ήταν αιχμάλωτες του θανάτου, μην υποθέσεις ότι αυτό το λυτρωτικό έργο είναι μακρι­ά άπ' όσα συμβαίνουν και τελούνται σήμερα. Σκέψου ότι ή καρδία είναι ένα μνημείο, δηλ. ένας τάφος. Στο βάθος αυτού του τάφου, μέσα στο σκοτάδι βρίσκο­νται δέσμιοι ο νους και οι λογισμοί. Στον τάφο αυτό έρχεται ο Κύριος στις ψυχές που κραυγάζουν προς αυτόν και ζητούν βοήθεια, δηλ. έρχεται στο βάθος της καρδίας και εκεί διατάζει το θάνατο: Απελευθέρωσε, λέγει, τις ψυχές, που έχεις αιχμάλωτες, οι οποίες ζητούν από εμένα, τον δυνάμενο να τις ελευθερώσω, βοήθεια. Ύστερα, αφού δώσει την εντολή στο θάνατο, μετακινεί τον βαρύν λίθο, που βρίσκεται επάνω στην ψυχή και ανοίγει τον τάφο και τον πραγματικό νεκρό άνιοτά και ελευθερώνει την ψυχή από την σκοτεινή φυ­λακή».
Πάντως την εμπειρία της διπλής νεκρώσεως της, του θανάτου δηλ. του παλαιού ανθρώπου της αμαρτίας και της νεκρώσεως της επιγνώσεως των αρετών της, ή Ταρσώ δεν τη λησμονούσε ποτέ, αφού ήταν ζωντανός
τρόπος ζωής της!

Όταν κάποτε, κάποιος επισκέπτης της απαριθμούσε τα πολλά βάσανα του, αυτό που είχε να του πει εκείνη, συγκρίνοντας τα με τα δικά της, ήταν: —«Εσένα σε σκοτώσανε είκοσι επτά φορές; σε βάλανε σε φέρετρο, συ... σε...»; Ήθελε ασφαλώς να του δεί­ξει ότι ή μεγαλύτερη δοκιμασία της ζωής είναι να νεκρώνεις κάθε μέρα εσύ ο ίδιος την ανθρώπινη ζωή σου για να βρεις τον αληθινό εαυτό σου»!

Πέμπτη 7 Μαΐου 2009